<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SesliSozler.Com, SesliSozler, SesliSözler, SesliSohbet, Sesli Chat, SesliSohbet, SesliSohbet Siteleri, Saç Renkleri, Saç Bakımı, Madam Burcu Gelinlik Modelleri, Saç Boyası Renk Kataloğu, Küfürlü Fıkralar, Wordpress sql Database Yedek, Datalife Engine dle Sql Database Yedek, Korku Videoları, İş İlanları, Banka İş İlanları, Temizlik İş İlanları, Şöför İş İlanları, Saç Uzatma, 2010, 2010 Mp3 Download &#187; SesliSozler Kliniği</title>
	<atom:link href="http://www.seslisozler.net/category/seslisozler-klinigi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.seslisozler.net</link>
	<description>SesliSohbet, Sesli Chat, SesliSohbet, SesliSohbet, Sesli Chat, SesliSohbet, SesliSohbet Siteleri, Saç Renkleri, Saç Bakımı, Madam Burcu Gelinlik Modelleri, Saç Boyası Renk Kataloğu, Küfürlü Fıkralar, Wordpress sql Database Yedek, Datalife Engine dle Sql Database Yedek, Korku Videoları, İş İlanları, Banka İş İlanları, Temizlik İş İlanları, Şöför İş İlanları, Saç Uzatma, 2010, 2010 Mp3 Download</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Feb 2010 21:29:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kulak için tavuk tırnak için yumurta</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kulak-icin-tavuk-tirnak-icin-yumurta.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kulak-icin-tavuk-tirnak-icin-yumurta.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak için tavuk tırnak için yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[
Gözler için havuç, tırnaklar için yumurta, kulaklar için tavuk, kalp için balık ve cilt için portakal yenilmeli. Beslenme uzmanları, bunları boşuna söylemiyor elbet. Uzmanlar, her organın ihtiyacının farklı farklı olduğunu ifade ederek, beslenmenin bu organların ihtiyaçlarına göre yapılmasını istiyor. Güzel ve sağlıklı görünüm için uzmanlar şu önerilerde bulunuyor:
Gözler: Gözlerin A vitaminine ihtiyacı var. A vitamini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Gözler için havuç, tırnaklar için yumurta, kulaklar için tavuk, kalp için balık ve cilt için portakal yenilmeli. Beslenme uzmanları, bunları boşuna söylemiyor elbet. Uzmanlar, her organın ihtiyacının farklı farklı olduğunu ifade ederek, beslenmenin bu organların ihtiyaçlarına göre yapılmasını istiyor. Güzel ve sağlıklı görünüm için uzmanlar şu önerilerde bulunuyor:<span id="more-1749"></span><br />
Gözler: Gözlerin A vitaminine ihtiyacı var. A vitamini vücudun sağlıklı olabilmek için ihtiyaç duyduğu en önemli vitaminlerden biri. Bunun için; havuç, ıspanak, rezene, patates, brokoli, fındık ve mercimek yenmeli.<br />
Tırnaklar: Tırnaklar biyotine ihtiyaç duyar. Güzellik vitamini olarak da bilinen biyotin, saçları ve tırnak uçlarını güçlendirir. Yumurta, balık, süt, peynir ve patates biyotin içerir.<br />
Kulaklar: İç kulakta meydana gelen kulak çınlamalarının ve duyma bozukluklarının, çinko eksikliğinden kaynaklanabileceği belirtiliyor. Bu nedenle tavuk, kuzu veya sığır eti yenmesi tavsiye ediliyor.<br />
Diş ve dişetleri: Dişlerin Kalsiyuma ihtiyacı vardır. Diş ve dişetlerinin sağlıklı görünmesini istiyorsanız günde en az 800 mg Kalsiyum almalısınız. Süt, ıspanak, kuru incir, kayısı ve lahana ile kalsiyum ihtiyacı karşılanabilir.<br />
Saçlar: Saçlarının sağlıklı uzaması ve yıpranmaması için ihtiyacın olan en önemli şey amino asittir. Bunun için; hem protein hem de amino asit içeren besinleri tercih edilmelidir. Peynir, yumurta, tavuk, hindi ve fındık gibi besinler alınmalıdır.<br />
Kalp: Kalp sağlığı için Omega-3 Yağ asitleri faydalıdır. Kalbin sinsi düşmanı kolesteroldür. Kolesterol hücre zarının ve bazı hormonların yapımında kullanılır. Ancak kanda fazla bulunması zararlıdır. Kolesterol bir yanda karaciğer tarafından üretilirken, besinlerden de alınır. Et süt ve yumurta gibi hayvansal ürünlerde bol miktarda bulunurken, sebze ve tahıllarda bulunmaz. Omega-3 yağ asitleri içeren balık, kalp için çok faydalıdır.<br />
Cilt: Cildin ihtiyacı C Vitaminidir. Eğer cildin pürüzsüz ve sağlıklı görünmesi isteniyorsa her gün en az 60 mg C vitamini alınmalıdır. C vitaminin vücudun savunma sistemini artırıcı etkisi vardır. Bu vitamin vücuttaki yara izlerinin ve çürüklerin kapanmasına yardımcı olur, cilde pürüzsüz bir görüntü kazanır. C vitamini; taze meyve, meyve suları ve sebzelerde bol miktarda bulunur.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kulak-icin-tavuk-tirnak-icin-yumurta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat eksikliği başarıyı düşürüyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/dikkat-eksikligi-basariyi-dusuruyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/dikkat-eksikligi-basariyi-dusuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:58:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat eksikliği başarıyı düşürüyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[
Kİmİ aileler tarafından yeterince önemsenmese de hiperaktivite çocukların geleceği için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Yeterince zeki olmasına rağmen kapasitesinin altındaki eğitime mahkum olan bu çocuklar hatta kimi zaman toplum dışına itilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Zafer Atasoy, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlatıyor.
Günlük dilde ‘Dikkat eksikliği’ olarak tanımlanan Dikkat Eksikliği ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kİmİ aileler tarafından yeterince önemsenmese de hiperaktivite çocukların geleceği için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Yeterince zeki olmasına rağmen kapasitesinin altındaki eğitime mahkum olan bu çocuklar hatta kimi zaman toplum dışına itilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Zafer Atasoy, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlatıyor.<br />
Günlük dilde ‘Dikkat eksikliği’ olarak tanımlanan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, üç alanı kapsar, dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik. Kimi çocuklarda dikkat sorunları, kiminde aşırı hareketlilik ve dürtüsellik daha belirgin olarak ön planda yer alabilir. Erkek çocuklarda hareketliliğin daha sık görüldüğü, buna karşın kızlarda da dikkatsizliğin daha sık olduğu bilinmektedir.<span id="more-1747"></span></p>
<p><strong>SEBEBİ KESİN OLARAK BİLİNMİYOR </strong><br />
Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin ortaya çıkmasına neden olan durum henüz kesin olarak gösterilmemiştir. Beyin dokusunda hücreler arasında iletişimi sağlayan nörotransmitter adı verilen kimyasal maddelerin (Dopamin, adrenalin, noradrenalin, serotonin ve diğerleri) düzeylerindeki değişiklikler, beyin işlevlerinin düzenlenmesindeki aksamalar bu tablonun sorumluları olarak görülmektedir. Yapılan çalışmalarda ailesel bir geçişten söz etmek de mümkündür. Bazı ailelerde bu rahatsızlığın görülme sıklığı diğerlerine göre 8-10 kat fazla bulunmuştur.</p>
<p><strong>AİLELER NASIL ANLAYABİLİR? </strong><br />
Yaşıtı arkadaşlarının sergilediği dikkat performansına göre düşüklük sergilemesi bu durumu akla getirmelidir. Ayrıca, detaylara dikkat etmeme, ödevlerde dikkatsiz hatalar yapma, oyun ve görevlerde dikkati sürdürememe, okul ödevlerini bitirememe, dinlemez gibi görünme, zihinsel performansı sürdürmede zorluklar sergileme, eşyaları kaybetme, dış uyaranlarla dikkatin dağılması, unutkanlıklar gibi belirtiler de gözden kaçmamalıdır.<br />
Dikkat eksikliğinde en önemli sorun çocuğun bu nedenle eğitim imkanlarından yeteri kadar yararlanamamasına yol açar. Bu durumda da içinde bulunduğu toplumda hak ettiği yeri alamaz ve toplum dışına itilebilir.</p>
<p><strong>TEDAVİ NE ŞEKİLDE YAPILIR?</strong><br />
Tedavide öncelikle çocuğun tıbbi ve ruhsal olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme ne denli sağlıklı yapılmışsa tedavi de o denli başarılı ve olumlu gelişir. İlaç tedavisinde uygun seçeneklerle etkin ve hızlı sonuçlar almak mümkündür. Bu nedenle sağlıklı bir izleme gereklidir. Eş zamanlı olarak çocukla birlikte olan erişkinlerin ona yönelik tutum ve davranışlarında sergileyeceği olumlu değişikler önemli yer tutar.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/dikkat-eksikligi-basariyi-dusuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/akut-girtlak-iltihabi-akut-larenjit.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/akut-girtlak-iltihabi-akut-larenjit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)
bazen tek belirti, ama genellikle kuru öksürük ve boğaz ağrısı ve bazen de azya da çok yüksek ateşle birlikte
seste boğuklaşma, gittikçe kuru ve kulak tırmalayıcı hale gelme, değişen ölçüde kalınlaşma ses tellerinin iltihabı
ses kısıklığı
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)</p>
<p><span class="t808080x14">bazen tek belirti, ama genellikle kuru öksürük ve boğaz ağrısı ve bazen de azya da çok yüksek ateşle birlikte</span></p>
<p><span class="t808080x14">seste boğuklaşma, gittikçe kuru ve kulak tırmalayıcı hale gelme, değişen ölçüde kalınlaşma ses tellerinin iltihabı</span></p>
<p><span class="t808080x14">ses kısıklığı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/akut-girtlak-iltihabi-akut-larenjit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kis-mevsiminde-%e2%80%98yuz-felci%e2%80%99-riski.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kis-mevsiminde-%e2%80%98yuz-felci%e2%80%99-riski.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[
Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.
EDİRNE &#8211; Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi
Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.</p>
<p><span class="textBodyBlack">EDİRNE &#8211; Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi</span><span id="more-1743"></span></p>
<p>Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması olduğunu ifade eden Uzm. Gül, “Gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgular yüz siniri felcinin belirtisidir. Yüz felci, yüzün kaslarını uyaran sinirlerde ortaya çıkmakta. Bu durumda ağızda ve yüzün değişik yerlerinde kaymalar meydana gelmekte” dedi.</p>
<p>Toplumda en sık görülen yüz felci sebebi olan ve “Bell paralizisi” adı verilen bu durum, yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla gelişmekte olduğunu bildiren Uzm. Dr. Gül, şunları kaydetti:<br />
“Yüz çok fazla soğuğa maruz kalan bir bölgedir. Soğuk ve rüzgar da yüzdeki virüsleri tetikler ve yüzdeki sinir uçlarında ödem oluşturabilir. Yüz felci tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle yüz felci bulguları olan hastalar hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Bu hastaların büyük çoğunluğu tedaviyle iyileşmektedir.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> YÜZ FELCİNDEN KORUNMA YOLLARI</strong></span><br />
Vücut direncini düşüren rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonun yüz felcinin tedavi süresini uzatmakta olduğu gibi hastalığa kaynak oluşturduğunu anlatan Dr. Gül, bu tip hastalıkları olanların özellikle beslenmelerine dikkat ederek, tedavilerini aksatmamaları gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Uzm. Dr. Gül, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:<br />
“Soğuk ve rüzgarlı havalarda yüzü mutlaka sert hava akımından korunmak gereklidir. Kar maskesi, atkı takarak yüzün rüzgarla temas önlenmelidir. Cereyan yapacak şekilde pencereler açık bırakılmamalıdır. Soğuk hava, soğuk günlerde dışarı çıkılırken mutlaka yüz ve başı soğuktan koruyacak şekilde şapka, şal ve atkı kullanılmalıdır. Banyo sonrası saçlar tam kurutulmadan dışarı çıkılmamalı, rüzgara karşı durulmamalıdır.</p>
<p>Çok soğuk havalarda, özellikle erkekler tıraş olduktan sonra en az 10 dakika bulundukları ortamdan çıkmamalıdırlar. Tıraş, sıcak ya da soğuk suyla değil, ılık suyla olunmalıdır. Ayrıca havalar çok soğuk olmasa da rüzgara maruz kalmamak için otomobil kullananların da camlarını açmaması önemlidir.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ</strong></span><br />
Yüz felci olan hastaların, sağlık kuruluşuna gitmelerinin yanı sıra hekimlerce verilen tedavi ve önerilere uymaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Gül, “Tedavide yüz egzersizleri de çok önemlidir. Yüz felci hastaları, yüz kaslarına masaj yapmalı, sıcak uygulamalı ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemeli. Özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması da hekimin gerekli gördüğü durumlarda önerilebilir” dedi.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kis-mevsiminde-%e2%80%98yuz-felci%e2%80%99-riski.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar ağrıya daha dirençli</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kadinlar-agriya-daha-direncli.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kadinlar-agriya-daha-direncli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:57:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar ağrıya daha dirençli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[
Kadınlar ağrıya daha dirençli
Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kadınlar ağrıya daha dirençli</p>
<p>Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette de farklı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler değişik ağrı deneyimlerine neden oluyor.<span id="more-1741"></span></p>
<p>Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, “Ağrı vücudun belirli bir bölgesinden kaynaklanan, bir doku hasarına bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili hoş olmayan, duyusal bir histir” diye ağrıyı tanımlayarak şöyle devam ediyor:<br />
“Tekrarlayıcı ağrı yakınmaları bakımından kadın ve erkek cinsleri arasındaki farklılıklar ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde sürer. Çocukluk çağında da cinsiyet farklılıklarına bağlı ağrı şikayetleri olabilir. Genellikle kız çocukları, ailenin ilk çocukları ve alt sosyo-ekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu psikolojik bir olaydır. Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADINLAR VE ERKEKLER FARKLI AĞRILAR YAŞIYOR</strong></span><br />
Ağrı konusunda kadın ve erkek arasındaki farklıkların üç temel sebebi bulunuyor: Hormon ve organ farklılıkları, kültürel ve toplumsal rollerdeki farklılıklar ve adale farklılıkları.</p>
<p>Kadınların cinsiyet organları ve hormonal değişimleri farklı ağrı deneyimlerine yol açıyor. Kadınların çoğu adet ağrısı, yumurtlama ağrısı, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrılar yaşıyor. Tüm genç kızların yaklaşık yüzde 50’si erken ergenlik döneminde adet ağrısı deneyimine sahip. Geç ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 75’e ulaşıyor. Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artıyor.</p>
<p>Değişen kadın erkek rollerinin ve yaşamdaki biçimlerinin ortaya çıkardığı durumlar da ağrı üzerinde çeşitli etkilere sahip. Örneğin bu yüzyılın başında, bel ağrılarının erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü kabul edilirdi. Ancak endüstriyel toplumların hızlı gelişimi sonucunda kadının iş hayatına ve üretime giderek daha aktif katılması, bel ağrıları konusundaki kadın erkek farklılığını ortadan kaldırdı. Kadın adalelerinin daha zayıf, erkek adalelerinin ise daha güçlü olması ise bazı ağrıların kadınlarda daha fazla ya da daha sık görülmesine neden olabiliyor.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADINLARIN AĞRI DENEYİMİ DAHA FAZLA</strong></span><br />
Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda da etkili bir rol oynuyor. Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Dr. Selçuk Dinçer bunu şöyle açıklıyor:<br />
“Beyindeki kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonsal değişiklikler ağrı algılaması, iletimi ve duyarlılığı bakımından her iki cinste farklılığa yol açmaktadır. Deneysel araştırmalara ait bilgiler, biyolojik faktörlerdeki değişikliklerin kadınlarda baş ağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olmasına neden olduğunu düşündürmektedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda etkilidir.”</p>
<p>Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni var: Birincisi kadın ve erkeğin yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahip olması, ikincisi ise kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olması. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrıya tepkiyi de belirliyor.</p>
<p>Dolayısıyla ağrılar karşısında erkek ve kadın, aralarındaki farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izliyor. Kadın ağrı duyduğunu rahatlıkla dile getirip doktora başvururken erkek bu konuda kadına oranla daha çekingen ve kendini saklamaya meyilli oluyor. Bu, kadının toplumdaki rolüyle ilgili sosyo psikolojik bir farklılık. ‘Kadın, sosyal sorumlukları gereği ağrısının bir an önce geçmesi için tedavi yolu ararken erkek, ağrısının olduğunu belirtmekten bile kaçınmaktadır’ diyen Prof. Dr. Özyalçın, kadınların erkeklerden daha çok ağrı yaşadığı yanılgısının kaynağında kadınların ağrıyı daha çok dile getirmesinin yattığını söylüyor.</p>
<p>Kadınların ağrıya erkeklerden daha dayanıklı ve dirençli olduğunu söylemek de mümkün. Bunun bir nedeni, kadınlarda östrojen gibi bazı hormonların ağrıdan koruyucu özelliklere sahip olması. Yapılan araştırmalara göre kadınların, örneğin ameliyat sonrası ağrılarda daha az ağrı kesici kullandığı ortaya çıkmış. Ancak erkeklik hormonlarının da ağrı giderici etkileri olduğuna ilişkin araştırmalar da bulunmaktadır. Kadınların ağrıya daha dirençli olmalarının önemli bir nedeni de ağrı konusunda daha deneyimli ve daha hazır olmaları. Özellikle doğum yapmış kadınların doğum ağrısı deneyimi ve pek çok kadının adet ağrısı deneyimi kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kadinlar-agriya-daha-direncli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/dislerin-bilinmeyen-dusmani-asit-erozyonu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/dislerin-bilinmeyen-dusmani-asit-erozyonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[
Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu
İSTANBUL &#8211; İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Yücel, ağız ve diş sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların başında gelen diş çürüklerinin, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde alınan koruyucu sağlık tedbirleriyle ciddi oranda azaldığını, asit erozyonu vakalarının ise arttığını söyledi.
Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu</p>
<p>İ<span class="textBodyBlack">STANBUL &#8211; İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Yücel, ağız ve diş sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların başında gelen diş çürüklerinin, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde alınan koruyucu sağlık tedbirleriyle ciddi oranda azaldığını, asit erozyonu vakalarının ise arttığını söyledi.</span><span id="more-1739"></span></p>
<p>Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı ve diş sert dokularında görülen aşınmalar olarak tanımlanan asit erozyonunun, diş çürüğü ile beraber yüzyılın en önemli diş sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Taner Yücel, “Bunun yanı sıra mide rahatsızlıklarına bağlı olarak meydana gelen reflü sonucu veya efervesanlı ilaç ve vitaminlerin yoğun kullanılması veya ağızda emilerek kullanılan çeşitli pastiller sonucu ağız pH’sı düşerek, diş sert dokularında erozyon meydana gelebilir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, her yaşta görülebilen asit erozyonunun, “asitli yiyecek ve içeceklerin dişle teması sonucu diş minesinin yüzeyinin geçici olarak yumuşaması ile ortaya çıktığını” dile getirerek, “Zamanla, bu asidik yumuşama, önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla da diş minesinin kalınlığının azalmasına yol açabiliyor. Bu da sonuç olarak diş hassasiyetinin artmasına ve daha sonra da dişin dokusu, şekli ve görünümünde değişime neden oluyor” diye konuştu.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/dislerin-bilinmeyen-dusmani-asit-erozyonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kilo-erkegi-daha-cabuk-olduruyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kilo-erkegi-daha-cabuk-olduruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[
Kilo erkeği daha çabuk öldürüyorİSTANBUL &#8211; Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.
Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor<span class="textBodyBlack">İSTANBUL &#8211; Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.</span><span id="more-1737"></span></p>
<p>Bir kişinin obez olup olmaması karın bölgesinde, iç organları saran yağlanmanın en basit şekilde değerlendirilmesi bel çevresinin ölçülmesi ile mümkün. Erkeklerde 102 cm. üzeri, kadınlarda ise 88 cm üzeri yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor. Bir diğer ölçüm şekli de bel &#8211; kalça çevresi oranının alınması. Bu oran 0,85 üzerine çıktıkça riskin arttığı görülüyor.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADIN İLE ERKEK ARASINDAKİ FARKLAR:</strong></span><br />
Toplum geneline bakıldığında kilo fazlalığı ve obezite kadınlarda daha yaygın. Oysa ki obezitenin doğurduğu kronik hastalıklar ve bunun sonucu gelişen kalp-damar hastalıkları ve ona bağlı ölümlere bakıldığında erkeklerde durumun daha kötü. Yağ dokusunun (adipoz dokusu) dağılımı bir kadın ile erkek arasındaki, ilk bakışta görülebilen en önemli farklardan biridir. Erkekler kilo aldıklarında yağlanma göbek tarafında olma eğiliminde iken, bu kadınlarda daha çok kalça, kol ve bacaklarda olur. Bu farka sebep olan şey ise Östrojen (kadınlık hormonu)’dur.</p>
<p>Östrojen eksikliği durumu olarak da tanımlanabilecek menopoz dönemiyle beraber, yağ dağılımındaki fark da ortadan kalkar. Kadınlarda da göbek etrafında yağlanmanın olduğu ve kol ve bacakların nispeten inceldiği görülür. Aynı şekilde menopoz dönemi kadınlar ile aynı yaş grubundaki erkekler arasında kalp-damar hastalıkları görülme sıklığı ve ona bağlı ölümlerin de eşitlenmeye başladığı görülür.</p>
<p>VKV Amerikan Hastanesi Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Dr. Tahir Haytoğlu, obeziteye karşı koymak için yapılması gerekenleri söyle ifade ediyor:<br />
“İlaç tedavisinden çok, elbette doğru beslenme ve sağlıklı bir yaşam tarzının erken yaşlarda benimsenmesi gerekir. Bu amaçla daha çocuk yaşta hareket etmek, egzersiz yapmak özendirilmeli, televizyon başında, bilgisayar başında çok uzun süre harcanmasından kaçınılmalı. Televizyon seyrederken yemek yeme, bir şeyler atıştırma gibi alışkanlıklar terk edilmeli, çocuklara bu alışkanlık hiç kazandırılmamalıdır. Beslenme konusunda temel prensipler olarak öğün atlanmaması ve yiyecek gruplarının bilinerek her grupta “sağlıklı” olanların “daha az sağlıklı” olanlara tercih edilmesi gerekir. Kilo kontrolü, kişinin kilo alırken önlem almaya başlaması 20-30 kilo aldıktan sonra vermeye çalışmasından çok daha kolay bir yoldur. Kilo kontrolü için kişinin kendisini düzenli olarak tartması ve kendini kontrol etmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarında radikal değişimler içeren hızlı zayıflama diyetlerinden kaçınmak gerekir. Daha çok kalıcı yönde porsiyon kontrolü ve gereksiz kalorilerin kısıtlanma, besin değeri düşük ancak kalori değeri yüksek yiyeceklerin kısıtlanması daha etkili ve kalıcı bir önlem olacaktır.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kilo-erkegi-daha-cabuk-olduruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eczacılar Birliği’nden ilaç kullanma dersleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/eczacilar-birligi%e2%80%99nden-ilac-kullanma-dersleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/eczacilar-birligi%e2%80%99nden-ilac-kullanma-dersleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eczacılar Birliği’nden ilaç kullanma dersleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[
KAYSERİ &#8211; Türk Eczacılar Birliği Proje Koordinatörü Sahra Daşdemir, AB hibe programı tarafından 65 bin Euro katkı verilerek desteklenen eğitim projesiyle Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat ve Çorum illerinde 4,5 ve 6. sınıflarda eğitim gören toplam 3 bin öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi

Sahra Daşdemir, bilinçsiz ilaç tüketiminin önlenmesi için hazırladıkları eğitim projesi kapsamında bir tiyatro grubunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">KAYSERİ &#8211; Türk Eczacılar Birliği Proje Koordinatörü Sahra Daşdemir, AB hibe programı tarafından 65 bin Euro katkı verilerek desteklenen eğitim projesiyle Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat ve Çorum illerinde 4,5 ve 6. sınıflarda eğitim gören toplam 3 bin öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi</span></p>
<p><span id="more-1735"></span></p>
<p>Sahra Daşdemir, bilinçsiz ilaç tüketiminin önlenmesi için hazırladıkları eğitim projesi kapsamında bir tiyatro grubunun gösteri de yapacağını kaydederek şunları söyledi:<br />
“ Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat, ve Çorum illerinde, 4, 5 ve 6. sınıflarda eğitim gören öğrencileri, bilinçli ilaç kullanımına yönlendirmek için broşür, afiş ve resimli kitapçıklar hazırladık. ‘Akıllı Çocuk Akılcı İlaç kullanır’ adını verdiğimiz proje ile, sağlık alanındaki önemli bir tüketici grubunu oluşturan ancak aynı zamanda, özellikle ilaç suistimali nedeniyle bilinçsiz ilaç tüketiminden en fazla etkilenme riski taşıyan; her türlü öğrenme ve uygulama pratiklerine en fazla açık olan ilköğretim öğrencilerinin, akılcı ve bilinçli ilaç tüketimi konusunda eğitilmeleri ve özümseyecekleri bilgilerle donatılmaları hedeflenmektedir. Çocuklar için Panayır Tiyatro Grubu’ okullarda ve tiyatro salonlarda toplam 20 oyun sahneleyecek. Tiyatro grubu, Ankara’da 15 okulda, diğer illerde ise tiyatro salonlarında gösteri yapacak.”</p>
<p>Daşdemir, projenin tanıtımı için 13 Şubat Çarşamba günü Türk Eczacılar Birliği Merkez binasında sivil toplum kuruluşlarının davet edileceği bir başlangıç semineri yapılacağını belirtti. Daşdemir, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Seminerde genel olarak akılcı ilaç kullanımının faydaları ve akılcı olmayan ilaç tüketiminin kişisel ve toplumsal zararları konusunda bilgi alışverişi sağlanacaktır. Diğer illerde de bu tür seminerlerin yapılması planlanmaktadır. Çocuklarımıza ilaç tüketiminin bilinçli yapılması için hem kitapçıklarla hem de tiyatro gösterisiyle ulaşacağız.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/eczacilar-birligi%e2%80%99nden-ilac-kullanma-dersleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyahat ederken hareketsiz kalmayın</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/seyahat-ederken-hareketsiz-kalmayin.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/seyahat-ederken-hareketsiz-kalmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:54:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat ederken hareketsiz kalmayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[
KOCAELİ &#8211; Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti.
Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">KOCAELİ &#8211; Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti.</span><span id="more-1733"></span></p>
<p>Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının damarların bükülmesinden dolayı kesintiye uğrayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, kanın bacakların alt kısmında göllenmeye başlaması ve rahat devir daim yapamamasına neden olduğunu söyledi.</p>
<p>Dolaşımın yavaşlamasından dolayı damar duvarında oluşan küçük bozukluklarda kanın yoğunlaştığına, kişinin yeterli sıvı almamış olmasının da etkisiyle diz altında birikmeye başladığına dikkati çeken Ilgazlı, şu bilgileri verdi:<br />
“Kanın bacaklarda birikmesinin sonucu pıhtı oluşuyor, bu pıhtının bacak damarını tıkamasına ‘venöz trombo emboli’, buradan kopan parçanın dolaşım yoluyla akciğere gitmesi durumuna ‘akciğer embolisi’ (pulmoner emboli) oluşuyor. Damarın tıkanmasıyla bacakta şişme, ağrı, kızarıklık, ödem oluşuyor. Eğer bu pıhtı kopar, dolaşıma katılır akciğer damarlarına gelir, burada büyük bir damarı tıkarsa öksürük, ani göğüs ağrısı, nefes darlığı oluşur, tıkanan damarın büyüklüğüne bağlı olarak terleme, tansiyon düşüklüğü, şok, ani ölüm dahi olabilir.”</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütünün yılda 2 milyar insanın uçakla seyahat ettiğini, normal sağlıklı kişilerde bu durumun görülme olasılığını 6 bin uçuşta bir olduğunu açıkladığını dile getiren Ilgazlı, çok sık görülen bir durum olmadığına, ancak yalnızca uçak seyahatlerinin değil, otobüs, tren ve otomobil yolculuklarında da bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> EKONOMİ SINIF SENDROMU</strong></span><br />
Uçak yolculuğundaki ‘derin ven trombozu’ adı verilen genellikle bacak veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması durumunun, yaklaşık 70 yıl önce fark edildiğine değinen Ilgazlı, şöyle devam etti:<br />
“Uçaklarda, koltuk araları daha dar, bacak hareketlerinin daha kısıtlı olduğu ekonomi sınıflarında risk artmasından dolayı 1980’li yıllarda buna ‘Ekonomi Sınıf Sendromu’ denilmiş. Ancak lüks sınıflarda da görülebilir, kişi lüks sınıfta da hareket etmeksizin seyahat ettiyse risk taşımaktadır.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> TAVSİYELER</strong></span><br />
Seyahatlerde, susuz kalanlar, şişmanlar, aşırı kısa ve aşırı uzun boylular, hamileler, yaşlılar, kanser, şeker ve tansiyon hastalığı olanlar ile daha önce cerrahi müdahale geçirmiş kişilerde riskin arttığına dikkati çeken Ilgazlı, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:<br />
“Kan akışkanlığının artması için sıvı alınmalı, alkol ve kahve türü içecek kullanımından kaçınılmalı, bacaklara masaj yapılmalı, ayaklar sıklıkla çevrilerek, kasıp germe hareketleriyle kan dolaşımına katkı sağlanmalı. Uçak ve tren yolculuklarında koridorlarda küçük gezintiler, otomobil ya da otobüs seyahatlerinde ise 4 saati aşmayacak sürelerde molalar verilmelidir. Seyahatlerde sıkı çoraplar giymemek, bacakları çok sıkan dar pantolon giymemek, bacak bacak üzerine atmamak hayati önem taşımaktadır. Doğuştan, kalıtsal risk faktörü varsa, kişi önceden emboli geçirmişse hekim kontrolünde seyahat öncesi ve sonrasında kan sulandırıcı ilaç kullanılabilir.”</p>
<p>Ilgazlı, seyahatler dışında, bacağı kırık kişilerin, damar duvarları bozuk olan yaşlıların, şeker, hipertansiyon hastalarının da emboli oluşumu için risk taşıdığını kaydetti.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/seyahat-ederken-hareketsiz-kalmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bir-gecede-ne-kadar-nefessiz-kaliyorsunuz.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bir-gecede-ne-kadar-nefessiz-kaliyorsunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[
ADANA &#8211; Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">ADANA &#8211; Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</span><span id="more-1731"></span></p>
<p>Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> SAYI VE SÜRE ÖNEMLİ</strong></span><br />
Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti.</p>
<p>Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bir-gecede-ne-kadar-nefessiz-kaliyorsunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Grip dalgası artacak</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/dikkat-grip-dalgasi-artacak.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/dikkat-grip-dalgasi-artacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat! Grip dalgası artacak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=217</guid>
		<description><![CDATA[
Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.
EISS ve ECDC, içinde bulunduğumuz hafta içinde Avusturya, Bulgaristan, Fransa, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de artan grip vakalarının önümüzdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.<span id="more-1729"></span></p>
<p>EISS ve ECDC, içinde bulunduğumuz hafta içinde Avusturya, Bulgaristan, Fransa, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de artan grip vakalarının önümüzdeki günlerde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yayılmasından endişe edildiğini bildirdi. EISS ve ECDC, çocukların yanı sıra yetişkinlerde de yaygın olarak görülmeye başlanan yeni tip bir İnfluenza A (H1) virüsüne karşı uyarıda bulundu.</p>
<p>Yapılan açıklamada, şu ana kadar gözlenen vakalarda bu yılki mevsimsel gribin, İnfluenza A(H1) virüsünün yeni bir alt tipinin etkisiyle oluştuğuna ve bu alt tip virüsün orta ölçekli salgınlara neden olabileceğine dikkat çekildi. Yapılan açıklamaya göre son 15 yılda İnfluenza A (H1) enfeksiyonu en fazla küçük çocuklar üzerinde etkili olurken, bu yıl özellikle İrlanda, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de yarattığı enfeksiyon yoğun olarak çalışan nüfus üzerinde tespit edildi.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/dikkat-grip-dalgasi-artacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigara içene ehliyet zorunluluğu</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/sigara-icene-ehliyet-zorunlulugu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/sigara-icene-ehliyet-zorunlulugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:53:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara içene ehliyet zorunluluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[
İngiltere’de tiryakileri sigarayı bırakmaya zorlamak için ilginç bir yöntem denenecek. Danışma Kurulunun Sağlık Bakanlığına sunduğu teklifin benimsenmesi halinde, sigara içenlere ehliyet alma zorunluluğu gelecek, ehliyeti olmayanlara sigara satılamayacak.
LONDRA &#8211; İngiltere Başbakanın sağlık danışmanlığını yapan Prof. Julian Le Grand’ın verdiği teklifin, çok sayıda tiryakiyi sigarayı bırakmaya zorlaması bekleniyor.
Teklifin kabulü halinde, hükümet tarafından tiryakilere verilecek ehliyetin 10 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>İngiltere’de tiryakileri sigarayı bırakmaya zorlamak için ilginç bir yöntem denenecek. Danışma Kurulunun Sağlık Bakanlığına sunduğu teklifin benimsenmesi halinde, sigara içenlere ehliyet alma zorunluluğu gelecek<a title="saglik bilgileri" href="http://www.trsaglik.org/">,</a> ehliyeti olmayanlara sigara satılamayacak.<span id="more-1727"></span></p>
<p><span class="textBodyBlack">LONDRA &#8211; İngiltere Başbakanın sağlık danışmanlığını yapan Prof. Julian Le Grand’ın verdiği teklifin, çok sayıda tiryakiyi sigarayı bırakmaya zorlaması bekleniyor.</span></p>
<p>Teklifin kabulü halinde, hükümet tarafından tiryakilere verilecek ehliyetin 10 sterlin civarında bir ücret karşılığında alınmasının planlandığı kaydediliyor. Ehliyet başvuru formlarının da caydırıcılık için doldurulması zor şekilde düzenlenmesinin düşünüldüğü ifade ediliyor.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı sözcüsü, teklifin gelecek aylarda ele alınacağını bildirdi.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/sigara-icene-ehliyet-zorunlulugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esrar, sigaradan fazla kanser riski yaratıyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/esrar-sigaradan-fazla-kanser-riski-yaratiyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/esrar-sigaradan-fazla-kanser-riski-yaratiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Esrar]]></category>
		<category><![CDATA[sigaradan fazla kanser riski yaratıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[
HONG KONG -
Esrar kullanımıyla bağlantılı olan akciğer kanserinin “salgına
dönüşebileceği” uyarısı yapan uzmanlar, daha önceki çalışmalarda kanser
ve esrar arasındaki bağlantının bu kadar net biçimde ortaya
konulmadığını belirtti.
European Respiratory Journal’de (Avrupa Solunum Sistemi Dergisi)
yayınlanan makalede, iki kat fazla kanserojen madde içeren esrarın
solunum yollarına tütünden daha fazla zarar verdiği, esrarın filtresiz
sigaralarla içilmesi, daha derin nefesler çekilmesi gibi faktörlerin de
zararı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">HONG KONG -<br />
Esrar kullanımıyla bağlantılı olan akciğer kanserinin “salgına<br />
dönüşebileceği” uyarısı yapan uzmanlar, daha önceki çalışmalarda kanser<br />
ve esrar arasındaki bağlantının bu kadar net biçimde ortaya<br />
konulmadığını belirtti.</span><img src="http://www.by-namso.com/saglik/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://www.by-namso.com/saglik/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..."></p>
<p>European Respiratory Journal’de (Avrupa Solunum Sistemi Dergisi)<br />
yayınlanan makalede, iki kat fazla kanserojen madde içeren esrarın<br />
solunum yollarına tütünden daha fazla zarar verdiği, esrarın filtresiz<br />
sigaralarla içilmesi, daha derin nefesler çekilmesi gibi faktörlerin de<br />
zararı artırdığı kaydedildi.<br />
<span id="more-174"></span><br />
Araştırmacıların, 79 kanser hastasıyla sigara-alkol-esrar kullanımı,<br />
aile geçmişi ve meslek gibi çeşitli risk faktörleri üzerine ayrıntılı<br />
anketler yaptığı belirtildi.</p>
<p>Ekibin lideri, Yeni Zelanda Araştırma Enstitüsü uzmanı Richard<br />
Beasley, araştırmalarının küçük bir grubu kapsamasına rağmen,<br />
sonuçların “uzun dönemli esrar kullanımının, akciğer kanseri riskini<br />
artırdığını” net biçimde ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Beasley, Yeni Zelanda’da her 20 kanser hastasının birinde, hastalık nedeninin esrar kullanımı olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Richard Beasley, esrar kullanımının gençler ve yetişkinler arasında<br />
yaygınlaştığı ülkeler için de benzer bir tehlikenin söz konusu olduğunu<br />
vurguladı.</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/esrar-sigaradan-fazla-kanser-riski-yaratiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geniz eti, bademcikten tehlikeli</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli-2.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikten tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz eti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[
İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi.</span><span id="more-1720"></span></p>
<p>Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor.</p>
<p>Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir” dedi.</p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong> KESİN TANI İÇİN ENDOSKOPİK MUAYENE GEREKİYOR </strong></span><br />
Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, uykuda solunum durmalarına, kulak iltihaplarına, çocuk sinüzitlerine, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara da yol açabilen büyük geniz etlerinin iltihaplanarak enfeksiyonlara da yol açtığını belirtti.</p>
<p>Geniz eti iltihaplarında yaşanan en büyük sorun ise bademcik iltihaplarındaki kadar kolay tanı konulamaması olduğunu belirten, Doç. Dr. Şerbetçi, “Bademcikte iltihaplanmalara neden olan mikropların ve bunlar arasında özel önem taşıyan beta mikrobunun yol açtığı iltahaplanmalarda teşhis gözle muayenede ve boğaz kültürlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Ancak geniz bölgesinin gözle görülememesi ve boğaz kültürü alınırken genize ulaşılamaması nedeniyle geniz eti iltihapları atlanabiliyor ve tedavi eksik kalabiliyor. Oysa örneğin beta streptokoklar bademcikleri hastalandırmadan sadece geniz eti iltahabı da yapabiliyor ve bu durumda sadece boğaz muayenesi ve kültürü yapıldığında hastada gerçek sebep saptanamamış oluyor” diye konuştu.</p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Verdana;"><strong> ENDOSKOPİ ÇOCUĞUNUZU KORKUTMASIN </strong></span><br />
Çocuklarda geniz bölgesinin endoskopik muayenesinin doğru tanıyı koyabilmek açısından çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şerbetçi, “bademciklerin değil sadece geniz etinin iltihaplanabildiği durumlar da var ve özellikle bu durumlarda geniz bölgesinin görülebilmesi ayırıcı tanıda ve doğru tedavide gerekli oluyor. Böyle durumlarda kesin tanı için endoskopik muayene oldukça önemli” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şerbetçi, gerektiğinde yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti.</p>
<p>Geniz etinin ayırıcı tanısında hiçbir yöntemin endoskopik muayene kadar üstün olmadığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şerbetçi, konu hakkında şu bilgileri verdi:<br />
“Yapılan endoskopik muayene ile geniz eti hastalıklarının rahatlıkla hangi evrede ve koşulda olduğu hatasız bir şekilde saptanabiliyor. Bu sayede gereksiz antibiyotik tedavilerinin ve bazen de ameliyatların yapılması engellenmiş oluyor. Ayrıca, endoskopik muayene, antibiyotik gerektiren durumlarda problemin viral üst solunum yolu enfeksiyonu zannedilerek yetersiz tedavi edilmesi riskini de ortadan kaldırıyor ve eğer ameliyat gerektiren bir durum varsa ortaya konabiliyor. Böylelikle geniz etine bağlanabilen kulak gibi diğer komşu organ hastalıklarının tedavileri de kolaylaşmış oluyor.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyondaki hastada ölüm riski daha yüksek</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/depresyondaki-hastada-olum-riski-daha-yuksek.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/depresyondaki-hastada-olum-riski-daha-yuksek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:38:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyondaki hastada ölüm riski daha yüksek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Mersin İl Sağlık Müdürü Aytekin Kemik, depresyonlu hastaların, kalp kriziyle hastanede yatan hastalara göre ölüm oranının daha yüksek olduğunu söyledi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mersin İl Sağlık Müdürü Aytekin Kemik, depresyonlu hastaların, kalp kriziyle hastanede yatan hastalara göre ölüm oranının daha yüksek olduğunu söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/depresyondaki-hastada-olum-riski-daha-yuksek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüp bebek için ilk denemede yüzde 30 katılım payı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/tup-bebek-icin-ilk-denemede-yuzde-30-katilim-payi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/tup-bebek-icin-ilk-denemede-yuzde-30-katilim-payi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:37:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek için ilk denemede yüzde 30 katılım payı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[Yardımcı üreme yöntemi (tüp bebek) tedavisinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortalı (SSGSS) olanlardan ilk denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25 oranında katılım payı alınacak.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yardımcı üreme yöntemi (tüp bebek) tedavisinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortalı (SSGSS) olanlardan ilk denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25 oranında katılım payı alınacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/tup-bebek-icin-ilk-denemede-yuzde-30-katilim-payi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/istanbul-kalp-sagligina-iyi-gelmiyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/istanbul-kalp-sagligina-iyi-gelmiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:37:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Beylikdüzü Belediyesi ve Türk Kardiyoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen “Kalp ve Damar Hastalığı Geçirme Riski” başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Vedat Sarısoy, yeşil alanların azalmasının kalp hastalarını olumsuz etkilediğini belirterek, “İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor” dedi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi ve Türk Kardiyoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen “Kalp ve Damar Hastalığı Geçirme Riski” başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Vedat Sarısoy, yeşil alanların azalmasının kalp hastalarını olumsuz etkilediğini belirterek, “İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/istanbul-kalp-sagligina-iyi-gelmiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklara-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklara-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:36:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Çorlu Şifa Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Niyazi Yağıbasan, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda gösterilen cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olan kişiler tarafından başka kişilerede bulaşabileceğini söyledi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çorlu Şifa Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Niyazi Yağıbasan, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda gösterilen cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olan kişiler tarafından başka kişilerede bulaşabileceğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklara-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezaryene dikkat!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/sezaryene-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/sezaryene-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:36:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sezaryene dikkat!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Ankara Tabip Odası Kadın Komisyonu, herhangi bir gereklilik olmadıkça normal doğum yönteminin tercih edilmesi uyarısında bulundu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Tabip Odası Kadın Komisyonu, herhangi bir gereklilik olmadıkça normal doğum yönteminin tercih edilmesi uyarısında bulundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/sezaryene-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızılcık şerbeti uyku sorununa birebir</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kizilcik-serbeti-uyku-sorununa-birebir.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kizilcik-serbeti-uyku-sorununa-birebir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:36:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılcık şerbeti uyku sorununa birebir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Uyku sorunu olan kişilerin gece yatmadan önce bir bardak kızılcık şerbetini içmesi halinde bu sorundan kurtulacağı belirtildi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku sorunu olan kişilerin gece yatmadan önce bir bardak kızılcık şerbetini içmesi halinde bu sorundan kurtulacağı belirtildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kizilcik-serbeti-uyku-sorununa-birebir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış hastalıkları kapıda</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kis-hastaliklari-kapida.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kis-hastaliklari-kapida.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kış hastalıkları kapıda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, kış şartlarında ağırlıklı olarak görülen soğuk algınlığı ve gripten düzenli beslenme, su tüketimi, egzersiz gibi alınacak basit önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu söyledi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, kış şartlarında ağırlıklı olarak görülen soğuk algınlığı ve gripten düzenli beslenme, su tüketimi, egzersiz gibi alınacak basit önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kis-hastaliklari-kapida.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserin şifresi çözüldü</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kanserin-sifresi-cozuldu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kanserin-sifresi-cozuldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:35:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kanserin şifresi çözüldü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Bilim dünyasında şok gelişme. Bilimadamları kanserli hücrenin genetik izini sürmeyi başardı.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasında şok gelişme. Bilimadamları kanserli hücrenin genetik izini sürmeyi başardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kanserin-sifresi-cozuldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-sekerle-gecebiliyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-sekerle-gecebiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:35:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[Boğaz ağrısına sert şekerlerin iyi gelebileceği bildirildi. Konuya ilişkin araştırma Fransız “Prescrire” tıp dergisinde yayımlandı.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Boğaz ağrısına sert şekerlerin iyi gelebileceği bildirildi. Konuya ilişkin araştırma Fransız “Prescrire” tıp dergisinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-sekerle-gecebiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kekik susuzluğu gideren bitkilerin başında geliyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kekik-susuzlugu-gideren-bitkilerin-basinda-geliyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kekik-susuzlugu-gideren-bitkilerin-basinda-geliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:34:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kekik susuzluğu gideren bitkilerin başında geliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Şanlıurfalı aktarlar, şifalı bitkiler arasında yer alan kekik otunun susuzluğu gideren bitkilerin başında geldiğini söylediler.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfalı aktarlar, şifalı bitkiler arasında yer alan kekik otunun susuzluğu gideren bitkilerin başında geldiğini söylediler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kekik-susuzlugu-gideren-bitkilerin-basinda-geliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide bakterileri kansere karşı koruyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/mide-bakterileri-kansere-karsi-koruyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/mide-bakterileri-kansere-karsi-koruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:34:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mide bakterileri kansere karşı koruyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Midede sıklıkla bulunan Helicobacter Pylori bakterisinin yemek borusu kanserinin bazı türlerine karşı koruyucu olabileceği bildirildi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Midede sıklıkla bulunan Helicobacter Pylori bakterisinin yemek borusu kanserinin bazı türlerine karşı koruyucu olabileceği bildirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/mide-bakterileri-kansere-karsi-koruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk doktordan tıp literatürüne geçen kalp ameliyatı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/turk-doktordan-tip-literaturune-gecen-kalp-ameliyati.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/turk-doktordan-tip-literaturune-gecen-kalp-ameliyati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:34:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk doktordan tıp literatürüne geçen kalp ameliyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde, kadavradan nakil yapılan bir hastanın çıkarılan kalbi, 2 minik kalp hastasına can verdi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde, kadavradan nakil yapılan bir hastanın çıkarılan kalbi, 2 minik kalp hastasına can verdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/turk-doktordan-tip-literaturune-gecen-kalp-ameliyati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seksin tehlikeli yanları!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/seksin-tehlikeli-yanlari.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/seksin-tehlikeli-yanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Seksin tehlikeli yanları!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklar çağımızın önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Gençlerde birden fazla cinsel partnerin bulunması ve korunmasız cinsel ilişki yaşanmasına oldukça sık rastlanıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklar çağımızın önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Gençlerde birden fazla cinsel partnerin bulunması ve korunmasız cinsel ilişki yaşanmasına oldukça sık rastlanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/seksin-tehlikeli-yanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekler hastalanınca en çok annelerine danışıyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/erkekler-hastalaninca-en-cok-annelerine-danisiyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/erkekler-hastalaninca-en-cok-annelerine-danisiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:33:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekler hastalanınca en çok annelerine danışıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[Eczacıbaşı İlaç Pazarlama’nın bir ürünü için yaptırdığı pazar araştırması, Türk erkeklerinin hastalanınca en çok annelerine danıştıklarını ortaya koydu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eczacıbaşı İlaç Pazarlama’nın bir ürünü için yaptırdığı pazar araştırması, Türk erkeklerinin hastalanınca en çok annelerine danıştıklarını ortaya koydu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/erkekler-hastalaninca-en-cok-annelerine-danisiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metabolizmayı kilo vermesi için &#8220;aldatan&#8221; ilaç</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/metabolizmayi-kilo-vermesi-icin-aldatan-ilac.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/metabolizmayi-kilo-vermesi-icin-aldatan-ilac.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:33:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizmayı kilo vermesi için "aldatan" ilaç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Fransız bilim adamları, yüksek kalori alımında dahi metabolizmayı yağ yakması için “aldatan” bir ilaç geliştirdi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız bilim adamları, yüksek kalori alımında dahi metabolizmayı yağ yakması için “aldatan” bir ilaç geliştirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/metabolizmayi-kilo-vermesi-icin-aldatan-ilac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomik kriz kalbi vuruyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ekonomik-kriz-kalbi-vuruyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ekonomik-kriz-kalbi-vuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:33:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik kriz kalbi vuruyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Doç. Dr. Kani Gemici, ekonomik krizin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsederek, “Ekonomik krizler mevcut olan kalp hastalıklarını tetikleyerek seyrini kötüleştirebilir. Ekonomik kriz, kişiye ağır bir kalp krizi yaşatarak hayatını kaybetmesine neden olabilir” dedi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Kani Gemici, ekonomik krizin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsederek, “Ekonomik krizler mevcut olan kalp hastalıklarını tetikleyerek seyrini kötüleştirebilir. Ekonomik kriz, kişiye ağır bir kalp krizi yaşatarak hayatını kaybetmesine neden olabilir” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ekonomik-kriz-kalbi-vuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilinçsiz ilaç kullanımı mideyi vuruyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bilincsiz-ilac-kullanimi-mideyi-vuruyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bilincsiz-ilac-kullanimi-mideyi-vuruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:32:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinçsiz ilaç kullanımı mideyi vuruyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Gastroentreloji uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, bilinçsiz ilaç kullanımının mide hastalıklarına neden olabildiğini belirterek, mide hastalıklarının tedavisinde de doğru ilacın, gerekli olan süre kullanımının büyük önem taşıdığını bildirdi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gastroentreloji uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, bilinçsiz ilaç kullanımının mide hastalıklarına neden olabildiğini belirterek, mide hastalıklarının tedavisinde de doğru ilacın, gerekli olan süre kullanımının büyük önem taşıdığını bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bilincsiz-ilac-kullanimi-mideyi-vuruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Folik asit kanseri önlemiyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/folik-asit-kanseri-onlemiyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/folik-asit-kanseri-onlemiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Folik asit kanseri önlemiyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kalp-damar hastalığına yakalanma riski yüksek kadınlarda kanser riskini azaltmadığı bildirildi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kalp-damar hastalığına yakalanma riski yüksek kadınlarda kanser riskini azaltmadığı bildirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/folik-asit-kanseri-onlemiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaz ağrısı neden olur?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-neden-olur.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-neden-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz ağrısı neden olur?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Halkımızın anjin, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı… gibi isimlerle bildiği, biz doktorların ‘akut farenjit’ diye isimlendirdiği hastalık, işte tam da bu güzel, güneşli günlerin hastalığı.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Halkımızın anjin, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı… gibi isimlerle bildiği, biz doktorların ‘akut farenjit’ diye isimlendirdiği hastalık, işte tam da bu güzel, güneşli günlerin hastalığı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bogaz-agrisi-neden-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her dakika yaşamamız mucize</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/her-dakika-yasamamiz-mucize.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/her-dakika-yasamamiz-mucize.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Her dakika yaşamamız mucize]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Tıp uzmanları, insan ömrünün tamamen bir mucize olduğunu, bu bilinen gerçek kapsamında yaşanan her anın kelimenin tam anlamıyla bir mucize olduğunu söylüyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tıp uzmanları, insan ömrünün tamamen bir mucize olduğunu, bu bilinen gerçek kapsamında yaşanan her anın kelimenin tam anlamıyla bir mucize olduğunu söylüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/her-dakika-yasamamiz-mucize.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beriberi</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/beriberi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/beriberi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:31:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[Beriberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Vücutta yaygın sinir yangıları, zayıflık, felçler, dokularda şişme, ussal yetersizlikler ve sonuçta kalp yetmezliği ile kendini gösteren bir hastalık. Beslenmede B1 (tiamin) vitamininin yokluğuna bağlı bir hastalıktır.
Bu hastalık özellikle Japonya, Çin, Malaya, Fiji, Hindistan, Batı Afrika, Batı Avustralya ve Meksika körfezi gibi kabuksuz pirincin günlük beslenmede önemli bir yer aldığı yörelerde görülür. Labrador ve Newfoundland [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vücutta yaygın sinir yangıları, zayıflık, felçler, dokularda şişme, ussal yetersizlikler ve sonuçta kalp yetmezliği ile kendini gösteren bir hastalık. Beslenmede B1 (tiamin) vitamininin yokluğuna bağlı bir hastalıktır.<span id="more-1678"></span></p>
<p>Bu hastalık özellikle Japonya, Çin, Malaya, Fiji, Hindistan, Batı Afrika, Batı Avustralya ve Meksika körfezi gibi kabuksuz pirincin günlük beslenmede önemli bir yer aldığı yörelerde görülür. Labrador ve Newfoundland gibi beyaz buğday ununun bol kullanıldığı yerlerde de beriberiye rastlanır.</p>
<p>Beriberi hastalığında görülen sinir yetersizlikleri, güvercinlere kabuksuz pirinç verilerek deneysel yoldan da gerçekleştirilebilmiştir. Pirinç kabuğu ya da bundan elde edilen kristal şeklinde bir maddeden, günde 5 mg. kadar verilmesi, beriberi hastalığının iyileştirilmesine yol açar. Eskiden B vitamini olarak adlandırılmış olan bu suda eriyen maddeye, daha sonra, öbür B grubu vitaminlerden ayırabilmek amacıyla B1 adı verilmiştir. Bir süre aneurin olarak da adlandırılan bu bileşiğin, bugün en yaygın kullanılan adı tiamindir.</p>
<p>Beriberi hastalığında beyin dokusu, şekerin varlığı halinde, yavaş gelişen bir işlemle oksijenden yararlanmaktadır. Karbonhidratların oksitlenmesindeki bu ağırlığı tiamin hızlandırır. Tiamin bütün canlı hücrelerde bir miktar bulunur. Bu nedenle hemen hemen bütün besinlerde vardır. Yağda eriyemediğinden tereyağından hayvansal ya da bitkisel yağlardan elde edilemez. Değirmenlerde gerek buğdayın, gerekse pirincin öğütülmesi tiaminin büyük çapta kaybolmasına yol açmaktadır. Beyaz buğday unundan yapılmış olan ekmek yenilmesi, batı ülkelerinde bile zaman zaman beriberi vakalarının görülmesine yol açmaktadır. Yapay tiamin çok ucuzdur; bazı ülkelerde değirmenciler beyaz una bu maddeyi katmak zorundadırlar. Normal bir hayat yaşayan bir erişkinin günde 1.3 mg. kadar tiamin alması gerekir.</p>
<p>Beriberi hastalığı belli başlı üç şekilde görülür; Çocuk beriberisi, yaş beriberi, kuru beriberi.</p>
<p>Çocuk beriberisi: Genellikle yaşamın ilk yılında belirir. Bir ile dört ay arasındaki bebeklerde görülen ivegen türü yaygındır. Bebekte solunum güçlüğü, kalp atışının hızlanması, kusma, kan basıncının ve vücut sıcaklığının düşüklüğü dikkati çeker. Vücut kasılmaları, kalp yetmezliği, akciğerlerde kalp yetmezliğine bağlı sıvı birikimi ve bu nedenle solunum güçlüğü, dudaklarda ve dilde morarma, ses tellerinde felç görülebilir.</p>
<p>Yaş beriberi: Erişkinlerde görülür. Soshin beriberisi de denilir. Kan dolaşım hızı çoğalır ve toplardamarlarda dikkati çekecek kadar basınç yükselişi görülür. Bu basınç artışı, akciğerlere kan hücumuna yol açar. Atar ve toplardamarlar arasında bağlantı sağlayan damarların açılıp kapanmasını sağlayan kasların gevşemesi, kanın kısa devre yapmasına yol açar; bu kısa devre sonucunda düşen atardamar basıncını normale çevirmek için, kalp daha hızlı çalışmak zorunda kaldığından, bu aşırı çalışma kalpte yetersizliğe yol açabilir. Ancak bu açıklama, deri altında niçin sıvı biriktiğini cevaplayamamaktadır. Beriberi hastalığında bulunabilen protein eksikliğinin, bu belirtinin nedeni olabilmesi mümkündür. Vücuda yeterli protein girmeyince kandaki albümin (bir proteindir) azalır ve kanın osmotik basıncı bu nedenle düşerek, kan damarlarının uygun yerlerinden bir miktar kan serumu dışarı sızar.</p>
<p>Kuru beriberi: Merkezi sinir sisteminden uzakta bulunan sinirlerdeki yangılarla dikkati çeker. Önce kol ve bacaklarda başlayan belirtiler, daha sonra merkeze doğru ilerler. Baldır kaslarında hissizlik ve ağrılar, diz ve ayak bileği reflekslerinde zayıflama ve kaybolma, yürümeyi kısıtlayan bacak kası yetersizlikleri, ayak tabanında yanma hissi görülebilir. Diyaframın siniri olan frenik sinirin felci, bazen yapay solunum yaptırılmasını zorunlu kılar. Beyine duyuları ileten omurilik bölümünün yozlaşması ve göz sinirinin yangılanması da görülebilir.</p>
<p>Hastalıktan aşırı öğütülmemiş tahıl, özellikle pirinç yememek, bu tür bir beslenme zorunluysa buna tiamin katmakla korunulur. ivegen yaş beriberi tedavisi için, ağız ya da şırınga yoluyla günde 5-10 mg. tiamin verilir. Bazı araştırıcılar bu dozun on katını salık vermektedirler. Dokulardaki su hızla kaybolmaya ve durum iyileşmeye başlar.</p>
<p>Kuru beriberi hastalarına sadece tiamin değil bütün B vitaminlerini vermek gereklidir Çünkü bu hastalıkta diğer B grubu vitaminlerin de eksikliği söz konusudur. Sinir yangılarının iyileşmesi uzun sürer; bazı sinirlerde oluşmuş aşırı bozukluklar düzelmeyebilir. Bu hastalıkta sinir yetersizlikleri sonucu oluşan eklem bozukluklarını iyileştirmek için bazı durumlarda ortopedi uzmanlarına başvurulması gerekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/beriberi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kemik tümörleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kemik-tumorleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kemik-tumorleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik tümörleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Kemikte başlayan tümörler nadirdir. Eğer kanserliyse, habis hücreler çoğu zaman vücudun başka bir yerindeki kanserden gelmişlerdir (metastaz yapmıştır.) Bunun istisnaları ilikte başlayan multipl meyelom ve osteosarkomdur.
Belirtiler
- Kemiğin yüzeyinde sert bir şişlik,
- Bu şişlikle birlikte ağrı,
- Kemik kırılmaları.
Osteosarkom birinci kemik kanserleri arasında en yaygın olanıdır. Bunların her ikisi de metastaz şeklindeki kemik kanserlerinden çok daha az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kemikte başlayan tümörler nadirdir. Eğer kanserliyse, habis hücreler çoğu zaman vücudun başka bir yerindeki kanserden gelmişlerdir (metastaz yapmıştır.) Bunun istisnaları ilikte başlayan multipl meyelom ve osteosarkomdur.<span id="more-1676"></span></p>
<p>Belirtiler</p>
<p>- Kemiğin yüzeyinde sert bir şişlik,</p>
<p>- Bu şişlikle birlikte ağrı,</p>
<p>- Kemik kırılmaları.</p>
<p>Osteosarkom birinci kemik kanserleri arasında en yaygın olanıdır. Bunların her ikisi de metastaz şeklindeki kemik kanserlerinden çok daha az görülür. Daha büyük sıklıkla, kemik tümörleri selimdir.</p>
<p>Teşhis</p>
<p>Röntgen yararlı olabilir, ancak kesin teşhis koymaya yetmeyebilir. Tümörün habis olup olmadığını anlamak için, laboratuvarda incelemek üzere küçük bir doku örneğinin alındığı kemik biyopsisi yapılabilir.</p>
<p>Selim tümörler nadir olarak sağlığı tehlikeye atar. Eğer tümör habis ya da vücudun başka bir bölgesinden yayılmışsa yaşamı tehdit edebilir.</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Selim tümörlerin nadir olarak ameliyatla çıkartılması gerekir. Osteosarkom gibi bir kemik kanseri ameliyatla çıkartılır ve kanser ilaçları verilir. Bazen, kanser dokusu alınırken kol ya da bacak korunur ve daha sonra onarılır. Bu işlemi bir rehabilitasyon programı izler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kemik-tumorleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kas adele tümörleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kas-adele-tumorleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kas-adele-tumorleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[kas adele tümörleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[
Adale tümörleri nadirdir. Oldukları zamanda çoğunlukla selimdirler fakat habis bir adale tümörü (rhabdomyosarcoma) hayatı tehdit edebilir ve derhal tedavi edilmesi gerekir.
Belirtiler
- Adale dokusunda, cildin yüzeyinden görülebilen bir şişkinlik,
- Etkilenen bölgede ağrı,
- Kitlede süratli büyüme;
Teşhis
Eğer cildinizin altında herhangi bir şişkinlik görürseniz doktorunuza gidin. Cildin altındaki şişkinliklerin çoğu lipomdur (selim yağ tümörü). Bunlar yağdan meydana gelmiştir ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Adale tümörleri nadirdir. Oldukları zamanda çoğunlukla selimdirler fakat habis bir adale tümörü (rhabdomyosarcoma) hayatı tehdit edebilir ve derhal tedavi edilmesi gerekir.<span id="more-1674"></span></p>
<p>Belirtiler</p>
<p>- Adale dokusunda, cildin yüzeyinden görülebilen bir şişkinlik,</p>
<p>- Etkilenen bölgede ağrı,</p>
<p>- Kitlede süratli büyüme;</p>
<p>Teşhis</p>
<p>Eğer cildinizin altında herhangi bir şişkinlik görürseniz doktorunuza gidin. Cildin altındaki şişkinliklerin çoğu lipomdur (selim yağ tümörü). Bunlar yağdan meydana gelmiştir ve ciltle adale arasında bulunur. Çoğu zaman hafif bir parmak basımıyla kolayca belirlenir ve kolayca hareket eder. Birkaçı birden bir arada bulunabilir. Bu şişkinliklerde çoğunlukla endişe edecek bir şey yoktur.</p>
<p>Doktorunuz şişkinliği muayene edecektir ve eğer ciddi bulursa o bölgenin bir röntgeni, manyetik rezonans görüntü taraması veya bilgisayarlı tomografı taramasını isteyecektir. Bu doku biyopsisi de gerekir.</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Eğer tümör selimse tedavi gerekmez ya da cerrahi olarak çıkartılıp konu kapatılır. Fakat eğer habisse cerrahi çıkartma, radyasyon tedavisi veya kemoterapi gerekli olabilir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kas-adele-tumorleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalça kireçlenmesi</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kalca-kireclenmesi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kalca-kireclenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:29:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[Kalça kireçlenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[
Kalça eklemi ağırlığınızı taşıdığı için aşınma ve bozulmaya en sık uğrayan eklemlerdendir. Bu durum tıpta osteoartrit, günlük kullanımda kireçlenme olarak adlandırılır ve kalçanın en sık rastlanılan hastalığıdır. Tüm eklemlerde olduğu gibi kalça ekleminin hem topu hem de yuvası kıkırdakla kaplıdır. Bu kıkırdak yapı bu iki kemiğin birbiri üzerinde ağrısız ve minimal sürtünme ile kaymasını sağlar.
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kalça eklemi ağırlığınızı taşıdığı için aşınma ve bozulmaya en sık uğrayan eklemlerdendir. Bu durum tıpta osteoartrit, günlük kullanımda kireçlenme olarak adlandırılır ve kalçanın en sık rastlanılan hastalığıdır. Tüm eklemlerde olduğu gibi kalça ekleminin hem topu hem de yuvası kıkırdakla kaplıdır. Bu kıkırdak yapı bu iki kemiğin birbiri üzerinde ağrısız ve minimal sürtünme ile kaymasını sağlar.<span id="more-1672"></span></p>
<p>Bu kıkırdağın bozulması, aşınması ve yer yer kaybolmasına osteoartrit veya kireçlenme denir. Anlaşılacağı üzere dışarıdan bir kireç toplanması söz konusu değildir. Böyle bir durumda ilk belirtiler sabah kalkıldığında kasıkta ve uyluk ön-iç tatafında ağrı ve rahatsızlık hissidir. Ağrı aktiviteyle artar, istirahatle azalır. Bu belirtiler kalça hastalıklarının bir çoğunda olabilir.</p>
<p>Tedavi edilmeyen osteoartritler yıllar içinde ilerleyerek ağrısız yürümeyi imkansız hale getirir. Bu kadar ilerlediğinde eklem etrafında kemik dikenler gelişir. Bu sırada kıkırdak tamamen aşınmış, eklemde kemik kemiğe sürter hale gelmiştir. Kalça hareketi neredeyse tamamen ortadan kalkabilir. Bu durumda gittikçe adelelerde de zayıflık ve yetmezlik oluşur.</p>
<p>Ailelerde bir yatkınlık görülebilir. Fakat gelişimi ileri yaşlarda şişman, kaza sonucu kıkırdağı yaralanmış kişilerde daha sıklıkla görülür.</p>
<p>Tanı klinik muayene ile ve direkt röntgen tetkikleri ile konur. Doktorunuz durumunuza göre size bir tedevi önerecektir.</p>
<p>Tıbbi (cerrahi olmayan) tedavi</p>
<p>Osteoartritin erken devrelerinde iseniz cerrahi olmayan tedaviler hastalığınızın ilerlemesini yavaşlatabilir.</p>
<p>Kalçanızı fazla kullanmaktan kaçınınız.<br />
Düzenli fizik aktivite yapınız. Özellikle yüzme, su aerobiği, salon bisikleti adele kuvvetini korur ve eklem hareket açıklığının korunmasına yardımcı olur.<br />
Anti-romatizmal, anti-enflamatuar ilaçlar kulanılabilir.<br />
Geceleri yeterli derecede uyunmalıdır.<br />
Fazla kilolar varsa erilmelidir<br />
Baston kullanımı önerilir.<br />
Cerrahi Tedavi</p>
<p>Erken yaşta gelişen osteoartrit gerçekten cerrahi açıdan zor bir problemdir. Erken dönemlerde kalça artroskopisi hastalığın gelişimini yavaşlatabilir. Kalça artroskopisi dünyada çok az merkezde yapılmakta olup halen gelişme aşamasındadır ve sınırlı müdahale imkanına sahiptir.</p>
<p>Protez öncesi cerrahilerden biri de osteotomilerdir. Osteotomi femur kemiğinin başının veya boynunun kesilerek yeniden yönlendirilmesidir. Bu yöntemle kalça eklemine binen yükler yeniden düzenlenmekte ve/veya eklemin sağlam yüzeyleri yük taşıyan bölgelere getirilmektedir. Bu yöntem total kalça protezlerindeki ilerlemeler nedeni ile popüleritesi azalmakla birlikte bazı vakalarda eşsiz olanaklar sağlayabilmektedir.</p>
<p>Kalça ekleminin femur başı bölümündeki küçük kıkırdak boşluklarında (özelllikle travmatik olanları) osteoatritin başlangıç dönemlerinde yapılan kıkırdak nakilleri kalça protezi gereksinimini ileri yaşlara erteleyebilmektedir. (bkz: Eğitim konuları &#8211; Eklem Kıkırdağı Sorunlarına Yeni Yaklaşımlar)</p>
<p>Kalça osteoartritinin radikal tedavisi total kalça protezidir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kalca-kireclenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El problemleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/el-problemleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/el-problemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[El problemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[
Yaşınız ve işiniz ne olursa olsun elleriniz sürekli olarak çalışmaktadır.Elleriniz çok önemli olduğu için herhangi bir sorunla karşılaşıdığında ortopedik cerrahınıza başvururak konu ile ilgili bilgi ve tedavi seçeneklerini öğrenebilirsiniz. Ortopedi uzmanın kas iskelet sistemi cerrahisi ve medikal tedavisi seçenekleri üzerine eğitim almış bir uzman olduğunu unutmayınız.

Karpal tünel sendromu: Bu hastalığın bulguları;elde uyuşma ve elektriklenme(özellikle gece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Yaşınız ve işiniz ne olursa olsun elleriniz sürekli olarak çalışmaktadır.Elleriniz çok önemli olduğu için herhangi bir sorunla karşılaşıdığında ortopedik cerrahınıza başvururak konu ile ilgili bilgi ve tedavi seçeneklerini öğrenebilirsiniz. Ortopedi uzmanın kas iskelet sistemi cerrahisi ve medikal tedavisi seçenekleri üzerine eğitim almış bir uzman olduğunu unutmayınız.<br />
<span id="more-1670"></span><br />
Karpal tünel sendromu: Bu hastalığın bulguları;elde uyuşma ve elektriklenme(özellikle gece artış gösteren),elin çevirerek birşeyi açması halinde yada kaldırma hareketleri esnasında his bozukluğu oluşması,bazen omuza kadar uzanan ağrı olarak özetlenebilir.</p>
<p>Bu şikayetler median sinirin elbileğinden ele geçiş yaptığı bölgede mevcut olan tünel içerisinde sıkışması sonrasında oluşur.Elin parmaklarına hareket veren tendonların bir bölümü bu tünel içerisinde seyreder.</p>
<p>Hafif vakalar el bileğine istirahat vermek amacını güden çeşitli bileklik veya ateller ile tedavi edilebilir.Tünel içerisine kortizon uygulamaları da yapılabilir.Kortizon uygulaması tünel içerisindeki ödemi azaltacaktır,takibinde el bilekliği kullanımı uygun olur.Bu tedaviye yanıt alınamayan veya geç evrede tanı konmuş olan vakalarda cerrahi tedavi uygundur.Bu işlem hastanın hastaneye yatış yapmasını gerektirmeyen lokal anestezi ile yapılabilecek bir işlemdir.</p>
<p>El bileği tendinitisleri: Dequervain’in daraltıcı tenosnovitisi başparmağın hareketini sağlayan tendon kılıflarının el bileğinden parmağa geçiş yaptıkları bölgede meydana gelen irritasyon ve şişkinlik ile ortaya çıkan bir tablodur.Sıkma veya ayıklama işlemleri sonrasında meydana gelen ağrı tipik bulgusudur.Şikayetlerin olduğu bölgede bazen ele gelen bir kitle tespit edilebilir.Başparmağın avuç içine yönlendirilip elin küçük parmaklardan tarafa doğru döndürülmesi ile oluşan ağrı tipik bulgusudur.(Finkelstein testi)</p>
<p>Bu tablo ramotoid artrit gibi inflamatuar hastalıklarda,gebelik ve elin aşırı kullanımı gibi durumlarda oluşabilir.<br />
Erken tanı konduğunda elin istirahatini takiben germe egzersizleri yapılması,ya da steroid enjeksiyonları yapılması ile tedavi edilebilir.Bu tedavilere yanıt alınamadığı zaman cerrahi tedavi uygundur.Cerrahi sonrası elin hareketlerini düzenleyecek bir fizik tedavi programı uygundur.</p>
<p>Elde artritis: Elde artritis en sık başparmağın tabanında gelişir.Başparmağın kullanımı ile artan ağrı tipik bir özelliğidir.Erken dönemde istirahat,anti enflamatuar ilaç tedavisi,ekleme steroid uygulamaları,atel kullanımı gibi tedaviler denenebilir.</p>
<p>İleri evrelerde ağrıyı azaltmak ve fonksiyonu geri getirebilmek için cerrahi tedavi uygulanması gerekir.</p>
<p>Heberden nodülleri el parmaklarının son eklemlerinde oluşan ve osteoartritisin klasik bir bulgusu olan deformasyonlardır.Burada eklem yüzeylerinin bozulmasına bağlı olarak kemikte gelişen çeşitli çıkıntılar kendisini bu görüntü ile ortaya koyar.Bu nodüller ağrısız oldukları ve fonksiyonları etkilemediği için tedavi edilmesine gerek yoktur.Bu grup hastada hastaların el hareketlerini sürdürmesi en önemli amaçtır.</p>
<p>Duputyren kontraktürü: El ayasında yer alan fasia adı verilen bir katmanın kalınlaşması ile ailesel geçiş gösteren bir hastalığıdır.Bu hastalıkta elin parmaklarının hareketini sağlayan Tendonlar, kalınlaşma nedeniyle hareketlerini kaybedebilir.Burada hastalığın ailesel olduğu,sigara kullanımı,damar hastalıkları ile ilişkisi,epilepsi ve diabet ile bağlıntılı olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Tedavide zaman zaman steroid enjeksiyonları ağrılı olan nodüller için kullanılsa da ana tedavi cerrahidir.Cerrahi elin hareketlerinde kısıtlanmanın oluştuğu an yapılır,el ayasındaki yapışıklıkların çıkarılmasını içerir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/el-problemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>düz tabanlık çukur tabanlık</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/duz-tabanlik-cukur-tabanlik.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/duz-tabanlik-cukur-tabanlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[düz tabanlık çukur tabanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[
Düz tabanlık ( Pes plana valgus)
Şişman çocuklarda ayak tabanı uzunlamasına olan kemerinin kaybolması sonucu çocuk yere bastığı zaman düz taban görünür. Bunun dışında ayak normal görünümde ise tedaviye gerek yoktur.
Üzerine ağırlık binmediği zaman normal görünümde olan ayağın , üzerine basıldığında düz ve topuktan içe dönük basması “ zararsız düz tabanlık” tır. Bu anomalide ayağın ağırlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Düz tabanlık ( Pes plana valgus)</p>
<p>Şişman çocuklarda ayak tabanı uzunlamasına olan kemerinin kaybolması sonucu çocuk yere bastığı zaman düz taban görünür. Bunun dışında ayak normal görünümde ise tedaviye gerek yoktur.<span id="more-1668"></span></p>
<p>Üzerine ağırlık binmediği zaman normal görünümde olan ayağın , üzerine basıldığında düz ve topuktan içe dönük basması “ zararsız düz tabanlık” tır. Bu anomalide ayağın ağırlık taşıyan noktası içe kaymıştır. Çoğu kez bulgusuzdur ve tedavi gerektirmez. Böyle çocuklarda bazen uzun süre yürümekle ayak ağrısı olur. Bu vakalarda ayak tabanında konkavlığı sağlayacak destek önerilir.</p>
<p>Düz tabalığı aşil tendonu kısalığı yada ligaman gevşekliği ile beraber olduğu vakalarda ayak içe dönük pozisyona getirilerek kompasyasyonu yapılamaz. Bu “gerçek düz tabanlık” olarak adlandırılır. Bu durumda deformite belirgindir ve baldırlarda ağrı şikayeti olur.</p>
<p>Tedavi ayağın özel destek ile düz pozisyonda tutulmasıdır. Ayak egzersizleri de yararlıdır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı ve ağrının devam ettiği durumlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir.</p>
<p>ÇUKUR TABANLIK (Pes Cavus)</p>
<p>Düz tabanlık anne babanın kolayca dikkatini çeker. Buna karşın taban kavsinin yüksek olduğu durumlarda yakınma nadirdir. Oysa bu durum üzerinde durulması gereken bir olaydır. Çünkü spinal distrofi ve Charcot-Marie-Tooth gibi nörolojik bir duruma bağlı olarak gelişmiş olabilir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/duz-tabanlik-cukur-tabanlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dupuytren Kontraktürü</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/dupuytren-kontrakturu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/dupuytren-kontrakturu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[Dupuytren Kontraktürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[
Tanım:
El ayasında yer alan fasia adı verilen bir katmanın kalınlaşması ile ailesel geçiş gösteren bir hastalığıdır.Bu hastalık adını 19. yüzyıl başlarında yaşamış ve onu tarif etmiş olan Fransız cerrahı Baron Dupuytren den almıştır.Bu hastalıkta elin parmaklarının hareketini sağlayan Tendonlar, kalınlaşma nedeniyle hareketlerini kaybedebilir.

Burada hastalığın ailesel olduğu,sigara kullanımı,damar hastalıkları ile ilişkisi,epilepsi ve diabet ile bağlıntılı olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Tanım:<br />
El ayasında yer alan fasia adı verilen bir katmanın kalınlaşması ile ailesel geçiş gösteren bir hastalığıdır.Bu hastalık adını 19. yüzyıl başlarında yaşamış ve onu tarif etmiş olan Fransız cerrahı Baron Dupuytren den almıştır.Bu hastalıkta elin parmaklarının hareketini sağlayan Tendonlar, kalınlaşma nedeniyle hareketlerini kaybedebilir.<br />
<span id="more-1666"></span><br />
Burada hastalığın ailesel olduğu,sigara kullanımı,damar hastalıkları ile ilişkisi,epilepsi ve diabet ile bağlıntılı olduğu bilinmekte ama asıl sebep bilinmemektedir.Kanda Kollagen III miktari artmistir. Antikonvulzan (sara ilaçları) ilaçlar nedeniyle de olusabilir. Erkeklerde daha sik gorulur. siklikla her iki elde de tutulum vardir.</p>
<p>Klinik:<br />
Belirtiler:Bir veya birkaç parmağı açamamak,avuç içinde küçük bir şişkinlik veya sertliktir.<br />
Dupuytren kontraktürü genellikle ağrılı değildir, fakat elde ilerleyen bir deformasyon meydana getirebilir. Aynı zamanda ayak tabanında da buna benzer doku sertleşmesi ve çekmesi görülebilir. Bu rahatsızlık en çok yüzük parmağı ve küçük parmakta oluşur fakat herhangi bir parmağı, ayak tabanını hatta penisi etkileyebilir.<br />
Erken donemde avuç içinde yuzuk parmagi hizasinda bir nodul halindedir. Bu bolgedeki kalinlasma zaman içinde 5 parmaga dogru genisleyerek bir bant halinde fleksiyon(parmak yumma hareketi) deformitesine neden olur. Aylar-yillar içinde bu fleksiyon deformitesi ilerler. Cilt bu fasial banta oldukça siki bir sekilde yapismistir. Baslangiçta nesneleri yakalama-sikma hareketlerinde agri yakinmasi olusturur.</p>
<p>Tedavi:<br />
Tedavide zaman zaman steroid enjeksiyonları ağrılı olan nodüller için kullanılsa da ana tedavi cerrahidir.Cerrahi elin hareketlerinde kısıtlanmanın oluştuğu an yapılır,el ayasındaki yapışıklıkların çıkarılmasını içerir. Hasta elini duz zemin uzerine tam olarak koyamadiginda ideal ameliyat zamani gelmis demektir.Ameliyattan sonra tekrarlama ihtimali siktir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/dupuytren-kontrakturu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Hastalıkları</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/burun-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/burun-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kulak Burun Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[
Burun Hastalıkları
Kulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.
Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara bağlı, virüs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Burun Hastalıkları</strong></span></span></p>
<p>Kulak, boğaz, burun uzmanlık dalı kapsamına giren burun hastalıkları, burun derisinin fazla alkollü içki kullananlarda görülen ve yağ bezlerinin büyümesi sonucu yer yer kabartılı bir görünüme yol açan rinofima hastalığından, burnun iç zarının yangılarına dek birçok hastalıkları ve bozuklukları kapsar.<span id="more-1664"></span></p>
<p>Tıp dilinde rinit denilen burun yangıları alerjik, atrofik (burun mukoza zarının körelmesi), mantara bağlı, virüs ve bakterilerin etkisiyle oluşmuş rinitler olarak çeşitli türlere ayrılırlar. Burun boşluklarının iç yüzeyini döşeyen mukoza zarın ufak bir kesecik meydana getirecek şekilde uzaması sonucu oluşan burun polipleri, eğer boynuzcukların üstünde meydana gelmişlerse, yerinden alındıktan sonra genellikle yeniden oluşmazlar. Buna karşılık burun sinüslerinde oluşanların yeniden belirme olasılığı yüksektir. Orta boynuzcuğun arka bölümünde oluşan ve Ewing’in epitelyum papilomu denilen polip, zamanla kötü bir ur şekline dönüştüğünden Özel bir önem taşır.</p>
<p>Burun ve kemik boşlukları (sinüsler) urları, genellikle birlikte ele alınırlar. Burun deliklerinde, deri ile mukoza zarının birleştiği yerde oluşan bazal hücreli urlar ve burun bölmesinde oluşan damar uru olan anjiyom, en sık görülen urlardır. Bu urlar genellikle burun kanamasına yol açarlar. Burun bölmesinden oluşan anjiyomların kesilip alınmasından sonra, çıkarıldıkları alandaki kıkırdak bölmenin de elektrikli bir aygıtla dağlanması gerekir.</p>
<p>Dev hücreli urlar, kemikleşen fibromlar ya da sarkomlar, burun ve sinüslerin kötü urlarıdır. Bunlar hızla büyüyerek sinüsleri, burun boşluklarını tıkarlar. Bazen damakta tükürük bezlerini andıran yapıda bir ur oluşur ve burun sinüs boşluklarına kadar uzanır. Karmaşık urlar denilen bu burun urları, tükürük bezlerinden oluşan ve mikroskobik yapıları açısından bunlara benzeyen urlardan daha tehlikelidirler. Burnun mukoza zarından oluşan epitel hücreli urlar yavaş gelişmekle beraber, kötü gelişim gösteren urlardır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/burun-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Yangısı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/burun-yangisi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/burun-yangisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:26:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kulak Burun Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Yangısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[
Burun Yangısı
Genellikle burunda sulu, akışkan ya da mukus ve akışkanlığı az bir akıntı oluşmasına yol açan yangı; virüsler bakteriler ya da alerjik tepkilere yol açan etkenler tarafından oluşturulur. Burun akıntısına tıp dilinde rinore denilir. Burun yağısına ise rinit adı verilir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukoza zarının yangı sonucu şişmesi, buruna açılan ve sinüs denilen kemik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Burun Yangısı</strong></span></span></p>
<p>Genellikle burunda sulu, akışkan ya da mukus ve akışkanlığı az bir akıntı oluşmasına yol açan yangı; virüsler bakteriler ya da alerjik tepkilere yol açan etkenler tarafından oluşturulur. Burun akıntısına tıp dilinde rinore denilir. Burun yağısına ise rinit adı verilir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukoza zarının yangı sonucu şişmesi, buruna açılan ve sinüs denilen kemik boşluklarının deliklerini de tıkayabilir. Bu durumda sinüzit, yani bu kemik boşluklarının yangısı oluşur.<span id="more-1662"></span></p>
<p>Saman nezlesi alerjik bir burun yangısıdır. Hasta, özellikle ilkbaharda havada uçuşan çiçek tozlarını koklayınca. sürekli olarak hapşırmaya başlar, burun mukoza zarı şişip kızarır, burnu akar. Bu durumun giderilmesi için, hangi çiçeğin tozuna karşı alerji bulunduğu saptanır ve hasta bu tozun gittikçe yoğunlaşan eriyiklerinin şırınga edilmesi yöntemiyle tedavi edilir.</p>
<p>İtalya’da 1971′de piyasaya sunulmuş olan disodyum kromogiikat adlı bir maddenin bu hastalıkta koruyucu bir etki gösterdiği ileri sürülmektedir. Perennial rinit ev tozlarına, evcil hayvanların tüylerine karşı oluşan alerjik bir burun yangısıdır. Vazomotor rinit ise. daha çok psikolojik etkenlerle oluşan bir burun yangısıdır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/burun-yangisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gırtlak Kanserleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/girtlak-kanserleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/girtlak-kanserleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kulak Burun Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanserleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[
Gırtlak Kanserleri
Gırtlakta ve yutak-gırtlak bölgesinde gelişen kanserler ses, solunum ve yutma üzerinde genellikle erkenden etki gösterir. İki önemli hayati fonksiyonu, yani solunumu ve beslenmeyi, er veya geç engellemeye başlar. Bu kanserlerin lenf düğümlerine yayılma eğilimi büyüktür; metastaz yoluyla boyun lenf düğümlerine yerleşen kanserlerin tedavisi ise çok güçtür.
1945-1950 Yıllarına kadar bu kanserlerin tedavisi cerrahi olarak sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Gırtlak Kanserleri</strong></span></span></p>
<p>Gırtlakta ve yutak-gırtlak bölgesinde gelişen kanserler ses, solunum ve yutma üzerinde genellikle erkenden etki gösterir. İki önemli hayati fonksiyonu, yani solunumu ve beslenmeyi, er veya geç engellemeye başlar. Bu kanserlerin lenf düğümlerine yayılma eğilimi büyüktür; metastaz yoluyla boyun lenf düğümlerine yerleşen kanserlerin tedavisi ise çok güçtür.<span id="more-1660"></span></p>
<p>1945-1950 Yıllarına kadar bu kanserlerin tedavisi cerrahi olarak sadece gırtlaktaki kanserli kısmın ve boyun lenf düğümlerinin kısmen veya tamamen çıkarılması ve röntgen tedavisi (X ışınları) uygulanması şeklindeydi.</p>
<p>Antibiyotiklerin ortaya çıkışı enfeksiyonları tamamen önlediğinden, gırtlak ameliyatlarının komşu organlara, özellikle yutağa kadar ulaşmasını mümkün kıldı. Anestezi ve canlandırma metotlarının gelişmesi, ameliyatın tehlikelerini azalttı ve fazlaca zayıf düşmüş kimselerde bile çok uzun süreli ve hırpalayıcı ameliyatları mümkün kıldı.</p>
<p>Başka bir deyişle canlandırma ve özellikle antibiyotik tedavisi, bugüne kadar tedavi edilemez sayılan urların çıkarılmasını ve ameliyatın başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Her zaman görülen enfeksiyonların önlenmesi imkânı kısmi ameliyatlarda başarı oranını artırdı. Cerrahi bakımdan elde edilen bu ilerlemelerin yanı sıra yüksek enerjili radyasyonlar (telekobaltoterapi, elektron hızlandırıcılar) klasik X ışınlarından çok daha etkili oldu.</p>
<p>Bu alanda her gün yeni başarılar elde edilmektedir. Kanser tedavisinde son yıllarda üçüncü bir savaş aracı daha bulundu: kanserli hücrelerde mitoz bölünmeyi önleyici kimyasal tedavi (antimitotik tedavi). Besleyici atardamarların içine ilâç şırınga ederek kanser uruna ilâç emdirmek usulü, gırtlak-yutak bölgesi kanserleri bakımından simdi terk edilmek üzere olan bir tedavi şeklidir. Buna karşılık gittikçe gelişmekte olan çok yönlü kimyasal genel tedavi ilerisi için ümit verici bir tedavi yolu olabilir.</p>
<p>Bu tedavi yollarından (cerrahi, ışın tedavisi, kimyasal tedavi) en iyi sonuç verebilecek olanı seçmek gerekir. Bu usuller birbirine zıt değildir; hastaya her türlü yaşama şansını sağlamak amacıyla ahenkli bir şekilde birlikte kullanılmaları gerekir. Başlangıçta kötü kullanılan bir tedavi düzeltilemeyecek başarısızlıklara yolaçabilir. Fonksiyon bakımından ortaya çıkacak sakıncalar dikkate alınmamalıdır; önemli olan şifa sağlamaktır.</p>
<p>Aslında hastalar sesi bozmayan bir ışın tedavisini, sesi sakatlayıcı ameliyatlara tercih ederler (ama bugün ses tellerinin sakatlanması pek önemli değildir; çünkü yemek borusunun eğitimi ile konuşmayı kısa zamanda elde etmek mümkündür). Bütün kanser olayları ışın tedavisiyle iyileştirilemez.</p>
<p>Tedavinin şekline karar vermek tam bir anlayış ve bilgi meselesidir. Buna karar verirken kanserin şekline, yayılıcı, yaralı veya üreyici olup olmadığına, yerine ve yaygınlığına, lenf yollarına yayılma eğilimine, lenf şişlerinin varlığına ve büyüklüğüne, hastanın yaşına dikkat etmek gerekir. Bazı gırtlak içi kanserlerinde, telekobaltoterapiden olduğu kadar sesi sakatlayamayan kısmi ameliyatlardan da yararlanılabilir.</p>
<p>Bazı yutak-gırtlak kanserleri sadece telekobaltoterapi ile iyileşebildikleri gibi, ses fonksiyonunu sakatlamamak şartıyla yapılan kısmi bir yutak-gırtlak ameliyatı, aynı zamanda boyun lenf düğümlerinin çıkarılması ve ardından telekobaltoterapiye yer verilmesiyle de iyileştirilebilir. Lenf düğümlerine kadar yaygın bazı gırtlak kanserleri tüm gırtlağın, yutağın bir kısmiyle birlikte, hattâ bazen tüm yutakla birlikte çıkarılmasını, lenf düğümlerinin tümünün alınmasını ve ardından kobalt tedavisi yapılmasını gerektirebilir.</p>
<p>Tedavi edici dozlara (X ışınları veya kobalt) rağmen yeniden depreşen kanserler ancak ameliyatla iyileşebilir. Bu ameliyatlarda zorunlu olarak gırtlağın tamamı, veyahut kısmen yutakla birlikte gırtlağın, lenf düğümleriyle beraber veya onlara dokunulmadan çıkarılması gerekir.</p>
<p>Fakat ne yazık ki ışın tedavisinden sonra yapılan bu ameliyatlar çok zordur; çünkü ayrım çizgileri bozulmuş, dokular sertleşmiştir: bu yüzden ameliyat kötü izler bırakır, deri dikişleri bitişmez, boyun dokuları, hattâ şahdamarlar kangren olabilir.</p>
<p>Kimyasal tedavi ise, bugünkü durumda sadece bir destek tedavisinden başka fayda sağlamaz; ancak, hastayı ameliyata hazırlamağa, çok çabuk ilerleyen bir kanseri frenlemeğe, ışın tedavisine yardımcı olarak, depreşmeyi önlemeye yarar; nihayet hiç bir çaresi kalmayan kanserlerde son çare olarak kullanılır. Bugünkü durumda kanser hakkındaki bilgilere göre, bu yutak-gırtlak kanserlerinde yegâne tedavi çaresi ameliyat ve radyoterapidir. Bu iki metodu mümkün mertebe birlikte kullanmalı, hiç bir zaman birbirine zıt saymamalıdır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/girtlak-kanserleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Guatr</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/guatr.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/guatr.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:25:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kulak Burun Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Guatr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[
Guatr
Boynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Guatr</strong></span></span></p>
<p>Boynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan hormondur.</p>
<p>Guatrların fizyolojik sınıflandırılması kalkanbezinin salgıladığı tiroksin düzeyine göre yapılır. Basit guatrda (buna andemik guatr ya da nontoksik guatr ya da kolloit guatr da denir) bez genellikle ötiroittir yani normal miktarda hormon salgılar. Hipertiroidizme bağlı olan guatrlar da vardır. Bunlarda bez fazla hormon salgılar. Bu duruma tirotoksikoz hastalığı ya da Hashimoto hastalığı denilir. Hipotiroidizm ise kalkanbezinin çok az hormon salgıladığı durumdur; özellikle miksödem hastalığında bu durum görülür.<span id="more-1658"></span></p>
<p>En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır.</p>
<p>Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır.</p>
<p>Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuş yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiğidir. Lugol eriyiği iyot ile potasyum iyodür eriyiği karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin başarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yağda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beş yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır.</p>
<p>Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir.</p>
<p>Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır.</p>
<p>Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileşmiş olan kalkanbezim’n etkinliği yeterli değildir. Hasta tiroksin eksikliğinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaşlar. Yüz ve gözkapakları şişer; dudaklar kalınlaşır; dil irileşir. Deri solgundur; saç yumuşaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve şişkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluğu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır.</p>
<p>Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/guatr.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geniz eti, bademcikten tehlikeli</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:24:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kulak Burun Boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[bademcikten tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz eti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[
İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">İSTANBUL &#8211; Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi.</span><span id="more-1656"></span></p>
<p>Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor.</p>
<p>Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir” dedi.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KESİN TANI İÇİN ENDOSKOPİK MUAYENE GEREKİYOR </strong></span><br />
Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, uykuda solunum durmalarına, kulak iltihaplarına, çocuk sinüzitlerine, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara da yol açabilen büyük geniz etlerinin iltihaplanarak enfeksiyonlara da yol açtığını belirtti.</p>
<p>Geniz eti iltihaplarında yaşanan en büyük sorun ise bademcik iltihaplarındaki kadar kolay tanı konulamaması olduğunu belirten, Doç. Dr. Şerbetçi, “Bademcikte iltihaplanmalara neden olan mikropların ve bunlar arasında özel önem taşıyan beta mikrobunun yol açtığı iltahaplanmalarda teşhis gözle muayenede ve boğaz kültürlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Ancak geniz bölgesinin gözle görülememesi ve boğaz kültürü alınırken genize ulaşılamaması nedeniyle geniz eti iltihapları atlanabiliyor ve tedavi eksik kalabiliyor. Oysa örneğin beta streptokoklar bademcikleri hastalandırmadan sadece geniz eti iltahabı da yapabiliyor ve bu durumda sadece boğaz muayenesi ve kültürü yapıldığında hastada gerçek sebep saptanamamış oluyor” diye konuştu.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> ENDOSKOPİ ÇOCUĞUNUZU KORKUTMASIN </strong></span><br />
Çocuklarda geniz bölgesinin endoskopik muayenesinin doğru tanıyı koyabilmek açısından çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şerbetçi, “bademciklerin değil sadece geniz etinin iltihaplanabildiği durumlar da var ve özellikle bu durumlarda geniz bölgesinin görülebilmesi ayırıcı tanıda ve doğru tedavide gerekli oluyor. Böyle durumlarda kesin tanı için endoskopik muayene oldukça önemli” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şerbetçi, gerektiğinde yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti.</p>
<p>Geniz etinin ayırıcı tanısında hiçbir yöntemin endoskopik muayene kadar üstün olmadığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şerbetçi, konu hakkında şu bilgileri verdi:<br />
“Yapılan endoskopik muayene ile geniz eti hastalıklarının rahatlıkla hangi evrede ve koşulda olduğu hatasız bir şekilde saptanabiliyor. Bu sayede gereksiz antibiyotik tedavilerinin ve bazen de ameliyatların yapılması engellenmiş oluyor. Ayrıca, endoskopik muayene, antibiyotik gerektiren durumlarda problemin viral üst solunum yolu enfeksiyonu zannedilerek yetersiz tedavi edilmesi riskini de ortadan kaldırıyor ve eğer ameliyat gerektiren bir durum varsa ortaya konabiliyor. Böylelikle geniz etine bağlanabilen kulak gibi diğer komşu organ hastalıklarının tedavileri de kolaylaşmış oluyor.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/geniz-eti-bademcikten-tehlikeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz virüsü salgınına dikkat !</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-virusu-salginina-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-virusu-salginina-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:24:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz virüsü salgınına dikkat !]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[
İşte çok bulaşıcı ve tehlikeli olan göz virüsünden korunmak için yapmanız gerekenler..
“Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün göz korneasına zarar verdiği, havuz ve kaplıca suları, göz polikliniklerindeki cihazlar ve yetkisiz optik mağazalarında gözden göze denenen kontakt lenslerin salgını tetiklediği bildirildi
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Ersöz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span style="color: royalblue;"><strong>İşte çok bulaşıcı ve tehlikeli olan göz virüsünden korunmak için yapmanız gerekenler..</strong></span></p>
<p>“Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün göz korneasına zarar verdiği, havuz ve kaplıca suları, göz polikliniklerindeki cihazlar ve yetkisiz optik mağazalarında gözden göze denenen kontakt lenslerin salgını tetiklediği bildirildi<span id="more-1654"></span></p>
<p>Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Ersöz, “gözyaşıyla insandan insana kolaylıkla bulaşabilen ve “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün, son aylarda sıkça görülmeye başlandığını ve salgın hale geldiğini belirtti.</p>
<p>Yaz sezonuna girilmesiyle birlikte göz hastalıklarında da artış olduğuna dikkati çeken Ersöz, “Son aylarda polikliniklerimizde yaygın olarak “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün konjonktiva ve korneada yarattığı enfeksiyonu görüyoruz. Bu virüs, gözyaşı ile insandan insana kolaylıkla bulaşıyor. Göz polikliniklerindeki cihazlar yoluyla da hastalara bulaşabiliyor” dedi.</p>
<p>Ersöz, son günlerde hastane polikliniklerinin göz hastalığı şikayetleriyle gelenlerle dolduğunu, salgın nedeniyle geçici süreyle kapatılan hastane polikliniklerinin de bulunduğunu belirtti.</p>
<p>Virüsün, kaplıca ve havuz sularıyla bulaşma riskinin yüksek olduğunu belirten Ersöz, “Bu virüs, göze bulaştıktan ortalama bir hafta sonra gözlerde çapaklanma, kızarıklık, şişme, batma gibi belirti ve bulgular gösterir. İki gözde de olma riski yüksektir. İyileşme süresi birkaç haftaya kadar uzayabilir” diye konuştu.</p>
<p>Virüsün salgın hale gelmesindeki bir başka önemli etkenin de hastane polikliniklerindeki cihazlar olduğunu vurgulayan Ersöz, bu nedenle cihazların dezenfekte edilmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çekti.</p>
<p>“Kontakt lensler”</p>
<p>Ersöz, gençler arasında yaygın olarak kullanılan renkli lensler ile gözlüğün ağırlığından kurtulmak için tercih edilen numaralı kontakt lenslerin virüs salgınını tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu savunarak, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Tüm yasa ve yönetmeliklere rağmen yetkisiz optik mağazaları lens satmaya devam ediyor. Optik mağazalarında lensler onlarca, hatta yüzlerce kişi tarafından deneniyor.</p>
<p>Yasalar, optik mağazalarına sadece reçete ile lens satma yetkisi vermiştir. Bu mağazalarda lens denemelerinin yapılmasını kesin olarak yasaklamıştır ve mağazanın kapatılmasıyla sonuçlanır.</p>
<p>Her şeyden önce, göz yapıları ve hijyenik alışkanlıkları nedeniyle lens kullanmaya uygun olmayan kişiler vardır. Örneğin, alerji ya da gözyaşı problemi olanlar, ya da tozlu ortamlarda yaşayanlar sorunlarla karşılaşırlar. Kontakt lenslere ticari bir meta olarak bakılamaz. Hangi lensin size uygun olduğuna karar vermesi için mutlaka göz hekiminize gidiniz ve kontakt lenslerinizi reçete karşılığında alınız.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-virusu-salginina-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akşınlık (Albinizm)</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/aksinlik-albinizm.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/aksinlik-albinizm.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:23:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Akşınlık (Albinizm)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[
Akşınlık (Albinizm)
Vücutta normal olarak bulunan melanin adlı boya maddesinin doğuştan yokluğu (albinizm). Beyaz farelerde ve beyaz tavşanlarda renksizlik, bu eksiklikten ileri gelir. Aynı duruma, insanlarda da rastlanır. Bu eksikliğin derecesine göre insanlarda ya bir dereceye kadar sarıya çalan bir saç rengi dikkati çeker, ya da deride, saçta ve hatta gözlerde renk bulunmaz. Bazı araştırıcılar akşınlıkla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Akşınlık (Albinizm)</strong></span></span></p>
<p>Vücutta normal olarak bulunan melanin adlı boya maddesinin doğuştan yokluğu (albinizm). Beyaz farelerde ve beyaz tavşanlarda renksizlik, bu eksiklikten ileri gelir. Aynı duruma, insanlarda da rastlanır. Bu eksikliğin derecesine göre insanlarda ya bir dereceye kadar sarıya çalan bir saç rengi dikkati çeker, ya da deride, saçta ve hatta gözlerde renk bulunmaz. Bazı araştırıcılar akşınlıkla zeka geriliği arasında bir ilintinin bulunduğunu ileri sürmüşlerse de bu iddia doğrulanamamıştır.<span id="more-1652"></span></p>
<p>Akşınlığın en belirli özelliği genç bir kimsede saçların bembeyaz olmasıdır. Deride de boya maddesinin yokluğu, deri altındaki damarların çok rahat seçilebilmesini sağlar. Göz rengi genellikle açık gridir. Böyle kimselere akşın (albinos) denir.</p>
<p>Gözün iris ve koroid tabakalarında boya maddesinin bulunmaması görme bozukluklarına yol açar. Akşınlar göz uyumunu kolayca yapamaz ve parlak ışıktan çok rahatsız olurlar (fotofobi). Bu kimselerin göz merceklerinde miyopluğa ve astigmatlığa yol açan bozukluklara sık rastlanır.</p>
<p>Akşınlığın gerçek nedeni bilinmemektedir. Ancak, melanin yapımı için gerekli enzimlerden birinin yokluğundan ileri geldiği sanılmaktadır. Bu özellik kuşaktan kuşağa geçer. Akşınların genel nüfusa oranı yaklaşık olarak 20,000′de 1′dir.</p>
<p>Akşınlık kesinlikle giderilemez. Fakat, koyulaşarak göze gelen ışığın yoğunluğunu azaltan camlı gözlüklerin kullanılması, vücudun fazla güneş ışığından korunması rahat etmelerine yol açar.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/aksinlik-albinizm.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/katarakt-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/katarakt-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:23:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[
Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. Zamanında müdahale edilmezse göz tansiyonuna sebep olur ve geri dönülmez körlüğe kadar götürür. İlaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi şekli, değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir.
Göz içinde, uzak ve yakın net görmemizi sağlayan ince kenarlı saydam bir mercek (lens) mevcuttur. Gözün bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler</p>
<p>Kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. Zamanında müdahale edilmezse göz tansiyonuna sebep olur ve geri dönülmez körlüğe kadar götürür. İlaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi şekli, değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir.<span id="more-1650"></span></p>
<p>Göz içinde, uzak ve yakın net görmemizi sağlayan ince kenarlı saydam bir mercek (lens) mevcuttur. Gözün bu doğal merceğinin çeşitli nedenlerle saydamlığını kaybederek bulanıklaşmasına katarakt adı verilmektedir. Halk arasında göze perde indi şeklinde ifade edilir.</p>
<p>Göz merceği, gözbebeği ve irisin arkasında küçük, saydam bir yapıdır. Gözün objektifi olarak nitelenen yapının bir parçasıdır. Parlak ışınlar bu yapıdan geçerek ağtabakanın üstünde birleşip görüntüyü oluştururlar. Göz merceği esnek olduğundan kavsi artabilir, buna bağlı olarak odaklaşma uzaklığı da değişebilir. Değişik uzaklıklardaki nesnelerin görüntüsünü her zaman ağtabaka üzerinde odaklayabilir. Çapı 10 mm, kalınlığı 5 mm olan göz merceğinin iki yüzü de dışbükeydir. Göz merceğini meydana getiren oluşumlardan birinin matlaşması görmenin engellenmesi için yeterlidir.</p>
<p>Katarakt türleri perdeleşmenin lens içindeki yeri, seviyesi, oluşum biçimi ya da yaşa göre değişiklik gösterir. Katarakt, körlüğün en çok görülen nedenidir. Işığın sarı noktaya geçişini engellediği için hasta göremez.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong><br />
Gözün saydamlığını kaybederek bulanıklaşması ve katarakt oluşumuna yol açmasının nedenleri arasında;</p>
<p>-Lens içindeki protein birikimi<br />
-Lensin yaşlanması<br />
-Ailevi metabolik hastalıklar (şeker hastalığı vb.)<br />
-Gebelikte ilaç kullanımı ya da anne adayının geçirdiği hastalıklar (örneğin kızamıkçık)<br />
-Hipertansiyon<br />
-Glokom<br />
-Göz yaralanması<br />
-Gözlüksüz uzun süre şiddetli ışığa maruz kalmak en başta gelen sebepler olarak sayılabilir. Lens, eski hücrelerin dışarı atılamadığı, zarla çevrili kapalı bir organ olduğu için bu sebepler geri dönüşümsüz bir şekilde lensi bulanıklaştırır. Böylece katarakt oluşur.</p>
<p><strong>Kimlerde görülür?</strong><br />
60 yaşlarından sonra oldukça yaygın bir hastalıktır. Ancak bebekler dahil olmak üzere her yaş grubu insanda görülebilir. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. Yaş faktörü lensin özel yapısı sebebiyle önemlidir.</p>
<p><strong>Belirtileri:</strong><br />
-Bulanık görme<br />
-Işık kamaşması<br />
-Görüş azalması<br />
-Çatallı veya çift görme gibi belirtileri vardır. Zamanında müdahale edilmezse katarakt ilerler. Hasta ancak ışığı ve ışığın yönünü seçebilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Katarakt göz sağlığını ciddi anlamda etkiler. Ancak gözün diğer tabakaları sağlam ise uygulanacak tedavi ile görme kabiliyeti tama yakın bir oranda geri kazanılır.</p>
<p>Kataraktın ilaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi yöntemi değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir. Cerrahi müdahale ile bulanıklaşan göz merceği çıkarılır, gözün içine sentetik göz merceği yerleştirilir. Bu sistem hastanın ameliyat sonrası gözlük kullanmasına ihtiyaç bırakmamaktadır.</p>
<p><strong>Tedavi yöntemleri</strong><br />
Tedavi yöntemleri son 10-15 yıl içinde büyük değişim göstermiştir. Bu alanda; göz içi cerrahi, ameliyat mikroskopu, özel ince alet ve maddeler yardımı ile büyük aşama kaydedilmiştir. Son yıllarda yaygınlaşan bir yöntemle de birkaç milimetrelik yerden göz içine girilerek bulanık mercek ultrason dalgaları ile eritilmekte ve yine katlanabilir akrilik lensler yerleştirilmektedir. Kataraktın sadece lazer ile tedavisi mümkün değildir. Lazer ameliyat sırasında, sadece bir aşamada kullanılabilir.</p>
<p>Bu yöntemlerin özelliği, hastanın yara yeri çok küçük olduğu için daha kısa dönemde olumlu sonuç alınır. Yıllar öncesinden bilinen kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir.</p>
<p><strong>FAKO (fakoemülsifikasyon) nasıl bir tekniktir? </strong><br />
FAKOlu katarakt ameliyatında klasik cerrahideki gibi dikiş yoktur. Bu nedenle de, halk arasında lazerli ya da dikişsiz yöntem olarak bilinir. Bu teknikte, göze 3 mmden küçük bir kesiden girilir, lensin zarı yuvarlak olarak çıkarılır, katarakt yani keşifleşmiş göz merceği ultrason dalgaları veren bir cihaz ile sıvılaştırılarak emilir, yerine katlanabilir yeni göz merceği yerleştirilir. Bu ameliyatta kullanılan mercekler dikişli katarakt ameliyatında kullanılan merceklerden farklıdır.</p>
<p><strong>FAKOlu katarakt ameliyatına hasta nasıl hazırlanır?</strong><br />
Hasta muayenesi ile aynı gün ameliyata alınıp, ameliyattan sonra hemen taburcu edilebilmektedir. FAKOlu katarakt ameliyatı olacak hasta, ameliyattan kısa bir süre önce Bazı damlalar ile gözüne ön hazırlık yapılır. Hasta daha sonra, ameliyathaneye alınır. FAKOlu katarakt ameliyatına giren hastanın ameliyatı 15-20 dakika sonra bitmiş olur. Hasta hemen taburcu edilir. Ameliyattan sonra da erken dönemde net görmeye başlar.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/katarakt-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-sagligi-icin-bazi-oneriler.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-sagligi-icin-bazi-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:22:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[
Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler
Kışın cilde, saçlara önem veriliyor. Cildin kurumaması ve soğuktan etkilenmemesi için kozmetik ürünler kullanılıyor. Saçların dökülmemesi ve kırılmaması için bakım yaptırılıyor. Ancak en hassas organ olan gözlere ise gerekli özen gösterilmiyor. Oysa soğuk ve karlı havalar gözleri de olumsuz etkiliyor. Zarar görmesinden en çok korkulan organ olmasına karşın, gözle ilgili olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler</p>
<p>Kışın cilde, saçlara önem veriliyor. Cildin kurumaması ve soğuktan etkilenmemesi için kozmetik ürünler kullanılıyor. Saçların dökülmemesi ve kırılmaması için bakım yaptırılıyor. Ancak en hassas organ olan gözlere ise gerekli özen gösterilmiyor. Oysa soğuk ve karlı havalar gözleri de olumsuz etkiliyor. Zarar görmesinden en çok korkulan organ olmasına karşın, gözle ilgili olarak neredeyse hiçbir koruyucu önlem alınmıyor.<span id="more-1648"></span></p>
<p>Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gülbin Saltık kış aylarında konjonktivit, kuru göz gibi rahatsızlıklardan kar körlüğüne kadar birçok tehlikenin kişileri beklediğine dikkat çekiyor.<br />
<strong><br />
VİRÜSLER TEHLİKELİ</strong><br />
Kış aylarında virüslere bağlı hastalıkların arttığı bir gerçek. Virüslerden etkilenen organlardan biri de göz. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının artış gösterdiği dönemlerde viral konjonktivitin görülme sıklığı artıyor. Dr. Saltık konuyla ilgili şunları söylüyor: “Konjonktivit, genel anlamıyla göz iltihabı demektir. Etkenlerine göre bakteriyel, virütik, alerjik gibi değişik tipleri vardır. Adenovirüse bağlı konjonktivit, çok kolay bulaşabilen bir hastalık olduğu için birdenbire ve salgın halinde ortaya çıkabilir. Okullar, kalabalık iş yerleri bu açıdan risk altındadır.”</p>
<p>Hastalıktan korunmak için gözlerimizi sürekli oynayıp kaşımamak, havlu, yastık kılıfı, mendil gibi kişisel eşyalarımızı ayırmak ve başkalarının eşyalarını kullanmamak, özellikle çocuklarımızı bu konuda eğitmek gereklidir. Ancak belirtileri tanıyarak, geç kalmadan hekime başvurmak gerekiyor. Gözlerde sulanma, kızarıklık, çapaklanma, sulu ve beyaz bir akıntı, ışıktan rahatsız olma başlıca belirtilerdir. Dr. Saltık, semptomların alerjik konjonktivitle karıştırılabildiğine dikkat çekerek şöyle devam ediyor: “Bu karışıklık sebebiyle hastalar yanlış ilaç kullanabiliyor. Bu da iyileşme sürecinin uzamasına neden olur. Tedavide hastalığın durumuna göre damla ve pomatlardan faydalanılmaktadır.</p>
<p><strong>GÖZ KURULUĞUNU ÖNEMSEYİN</strong><br />
Kış mevsimi boyunca yeterli havalandırılmayan ofisler, sürekli yanan kaloriferler, çalışan klimalar, bilgisayarlar gözün en büyük düşmanı. Özellikle bilgisayarları yoğun olarak kullanan bankacılar, gazeteciler, grafikerler, borsacılar, öğretmenler, öğrenciler göz kuruluğu riski ile karşı karşıya kalıyorlar.Kuru göz rahatsızlığı, teknolojinin gelişmesiyle paralel artış gösteren, gelişmiş toplumlarda sık görülen yaygın bir rahatsızlık türüdür. Bu konuda Dr. Saltık şunları söylüyor:</p>
<p>“Kapalı ortam ve kaloriferler havayı bozan etkenlerdir. Konsantrasyon gerektiren işlerde çalışanlar ise bilgisayar başında yeterli sayıda göz kırpma işlemini gerçekleştiremezler. Bu iki etmen gözlerde göz kuruluğuna sebep verir.”</p>
<p>Gözlerde batma ve kızarıklık şeklinde kendini gösteren göz kuruluğuna karşı alınabilecek çok basit önlemler var. Ofisin havalandırılması, ortam havasının nemlendirilmesi ve eczanelerden rahatlıkla temin edilebilen suni göz yaşını gözün ihtiyacına ve doktorunuzun önerisine göre kullanmak göz kuruluğunu gidermede etkili bir yol.</p>
<p><strong>KIŞIN DA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KULLANIN! </strong><br />
Yazın birçok kişi güneşin zararlı etkilerinden korunmak için güneş gözlüğü kullanıyor. Kış geldiğinde de güneş gözlükleri çekmecelere kaldırılıyor. Oysa bu son derece yanlış. Yaz, kış demeden güneş gözlüğü kullanma alışkanlığını yitirmemek gerek. Dr. Saltık kışın göz ve göz çevresinin soğuk ve kuru havalarda korunması gerektiği konusunda uyararak şöyle diyor:</p>
<p>“Göz kapağı ve göz çevresindeki cilt ince ve kırışmaya en yatkın bölge olduğu için rüzgar, güneş ve karlı soğuk havalarda koruyucu, UV filtreli uygun bir gözlükle hem göz sağlığımızı hem de göz çevremizi korumuş oluruz. Ayrıca özellikle rüzgarlı havalarda gözümüzü kaçabilecek bir yabancı cisme karşı da koruruz. Bu nedenle koruyucu tedbir almak adına güneş gözlüğü kışın da kullanılmalıdır. Ancak kaliteli güneş gözlükleri tercih edilmelidir. Yeşil, mavi gibi soft renkler seçilmeli, filtresinin kaliteli olmasına dikkat edilmelidir.”</p>
<p><strong>KAYAKÇILAR DİKKAT!</strong><br />
Kışın en çok tercih edilen spor dalı kayak. Çok keyifli bir spor dalı olmasına rağmen özellikle göz açısından bazı tehlikeler içeriyor. Kışın karlı havalarda kayak sporu yapanları saydam tabakanın kuruması ya da enfeksiyonu gibi etkiler bekliyor. Dr. Saltık riskler hususunda şunları söylüyor:</p>
<p>“Kuru hava, şiddetli yağış ve rüzgar kuru göz rahatsızlığını tetikler ve kornea sağlığını olumsuz etkiler. Uzun süre güneş gözlüğü kullanmadan kayak yapanlar ve dağcıları bekleyen bir başka tehlike de güneşe bağlı sarı nokta hastalığıdır. Sürekli çıplak gözle kara bakmak, kardan yansıyan UV ışınları nedeniyle , gözün makula( sarı nokta) bölgesinde bozulmaya yol açarak görme kayıplarına dek varan hasarlara yol açar. Bunun için de tek önlem koruyucu bir gözlük kullanarak kayak sporu yapmaktır.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-sagligi-icin-bazi-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-tembelliginde-tedavi-suresi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-tembelliginde-tedavi-suresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:21:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[
Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi
Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlanabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3′ünde rastlanmaktadır.
Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir. Acımadem Göz Hastalıkları Medikal Direktörü Doç. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Göz Tembelliğinde Tedavi Süresi</p>
<p>Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlanabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3′ünde rastlanmaktadır.</p>
<p>Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir. Acımadem Göz Hastalıkları Medikal Direktörü Doç. Dr Bozkurt Şener, erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşabildiklerini belirterek, “9 yaş sonrasında yapılacak tedavinin faydası yoktur. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir” dedi.<span id="more-1646"></span></p>
<p><strong>Göz tembelliği nedir?</strong><br />
Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlayabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3′ünde rastlanmaktadır. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmaları sağlamaları gerekmektedir.</p>
<p><strong>Normal Görme Nasıl Gelişir?</strong><br />
Bebekler doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilmektedirler. (gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artmaktadır) İlk 9 yaş içinde görme sistemi tam olarak gelişmekte ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmaktadır.</p>
<p>Eğer bir göz tüm düzeltmelere rağmen tam kapasiteli göremiyorsa bu durum kişinin hayatında olumsuz bazı etkilere yol açar. Mesela bazı mesleklerde (askerlik, pilot ) göz tembelliği olan kişiler yer alamazlar.</p>
<p><strong>Göz Muayenesi ne zaman yapılmalıdır?</strong><br />
Tüm çocukların ilk 1 yaşta ve 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorunu olmasa da mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmiş olması gerekmektedir. Bu arada doğumdan itibaren hem ailenin hem de çocuk doktorlarının bazı tespitleri ile gerekli hallerde çok erken dönemlerde de göz muayenesi yapılabilir.</p>
<p><strong>Neler göz tembelliğine yol açabilir?</strong><br />
Göz tembelliği gözlerin normal olarak kullanılmasını engelleyen her türlü durumda ortaya çıkabilir. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka muayene edilmelidir.</p>
<p><strong>Göz Tembelliğinin sebepleri nelerdir?</strong><br />
Göz tembelliğinin üç sebebi bulunmaktadır. Bunlar şaşılık, kırma kusurları ve saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklıktır. Bunları da açarsak:</p>
<p>Şaşılık: Gözleri paralel duruma getirildiği zaman görme bulandığı için çocuk bir gözünü kullanmaz ve gözde tembellik oluşur.</p>
<p>Kırma kusurları: Mevcut olan yüksek kırma kusuru nedeni ile bir göz diğerinden çok bulanık görmekte ise bu göz görsel gelişimini tamamlayarak tembel hale gelmektedir. Görünüşte gözlerde herhangi bir problem olmadığı için tespit edilmesi en zor olan göz tembelliği tipi budur. Aileler çocukların gözünde bir kayma tespit ettiklerinde hemen muayenesini sağlamakta ancak diğer durumlarda genellikle göz muayenesi okul dönemine kadar gecikmekte ve bu durumda da çoğu kez geç kalınmış almaktadır. Bu nedenle ilk 1 yaşta ve 4 yaş öncesi tüm çocukların şikayeti olsun olmasın ,mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir.</p>
<p>Saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklık: Bu durumun başında katarakt gelmektedir. Bu tip göz tembelliği en erken gelişen göz tembelliğidir. Dolayısı ile her yeni doğanın mutlak bir göz doktoru tarafından son derece kolay bir test olan kırmızı yansıma testine tabi tutulması ve bir anormallik halinde acilen göz doktoruna muayenesi gereklidir. Çünkü bu tip göz tembelliği çok erken ve çok narin olarak gelişmektedir. Doğumsal katarak mümkün olan sen kısa zamanda cerrahi olarak tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>Göz Tembelliği Tanısı Nasıl Konulur?</strong><br />
Bu çoğu kez oldukça zor bir durumdur. Çünkü çocukların görme muayeneleri 3-4 yaş oldukça güçlü arz etmektedir. Daha küçük çocuklarda ve bebeklerde sağlam gözün doktor tarafından elle kapatılması halinde tepkiyi değerlendirmek gibi bir takım yöntemlerle göz tembelliği olan göz tespit edilmeye çalışılır. İlk 1 yaş ve 4 yaş öncesi muayenede göz doktoru temel olarak şunu yapar. Gözlerde herhangi bir kayma olup olmadığını muayene eder. Daha sonra saydam ortamlarda herhangi bir bulanıklık olup olmadığına bakar, göz bebeği damla ile genişletilerek, her iki gözün kırma değerleri ölçülür. Burada önemli olan nokta özellikle bir gözde , diğerinin çok üzerinde bir kırma kusuru olup olmadığıdır. Bunan dışında her iki gözdeki yüksek kırma kusurları da dikkate alınır. Kırma kusuru muayenesi dışında retina (görme zarı) ve optik sinir (görme siniri) muayenesi de yapılarak muayene tamamlanır.</p>
<p><strong>Göz Tembelliği nasıl tedavi edilir?</strong><br />
Göz tembelliği tedavinin esası zayıf gözün kullandırılmasına dayanır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan reçete verilir. Çocuk bunu kullanmaya başlar ve kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye çalışılmalıdır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama yapılmaya devam edilir. Aileler ne yazık ki kayma ameliyattan sonra her şeyin yoluna girdiği düşüncesiyle kapama sırasında ne gibi şeyler yapılması gerektiğini size açıklar. Bundan sonrası ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır.</p>
<p><strong>Az görme önlenebilir bir problemidir?</strong><br />
Başarıda en önemli nokta göz tembelliğinin tanı zamanıdır. Eğer erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşabilmektedir. 9 yaş sonrasında yapılacak kapamanın herhangi bir faydası olmamaktadır. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir. Erken bebeklik döneminde cerrahi ve kapama tedavileri ile müdahale yapılmalıdır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-tembelliginde-tedavi-suresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Tansiyonuna Dikkat</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-tansiyonuna-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-tansiyonuna-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Tansiyonuna Dikkat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[
Göz Tansiyonuna Dikkat
Halk arasında ”Karasu” olarak bilinen Glokom’un (göz tansiyonu) milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer Uygulama Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Öztürk, Glokom’un birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde, belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebildiğini belirterek doktor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Göz Tansiyonuna Dikkat</p>
<p>Halk arasında ”Karasu” olarak bilinen Glokom’un (göz tansiyonu) milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor<span id="more-1644"></span></p>
<p>Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer Uygulama Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Öztürk, Glokom’un birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde, belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebildiğini belirterek doktor tarafından düzenli aralıklarla yapılan muayenelerin Glokom’un erken tanı ve tedavisi için en iyi yol olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Öztürk, Glokom hastalığı ile ilgili olarak şu bilgiyi verdi:</strong><br />
”Glokom’a bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kaybın farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve gereğinde görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir. Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini artırabilir. Glokom riskini arttıran faktörlerin başında da ilerleyen yaş gelmektedir. 60 yaşın üzerindekilerde risk, 60 yaşın altındakilere göre 6 kat fazladır.”</p>
<p>Çocukların da bu hastalığa yakalanabileceklerini ifade eden Öztürk, çocukların göz tansiyonlarının normal olduğu sürece okula başlamadan önce ve sonrasında 2 senede bir göz muayenesi yaptırılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Öztürk, Glokom hastalığının düzenli kontrol altında tutulmasıyla tedavinin başarılı olacağını sözlerine ekledi.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-tansiyonuna-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RETiNA ve ViTREUS HASTALIKLARI ve tedavisi</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/retina-ve-vitreus-hastaliklari-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/retina-ve-vitreus-hastaliklari-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:19:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[RETiNA ve ViTREUS HASTALIKLARI ve tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[
Retina gormemizi saglayan isiga duyarli hucreleri (kon ve rodlar) ile sinir liflerini iceren bir tabakadir. Retina hastaliklari gormede ciddi ve kalici bozukluklar yapabilir. En fazla gorulen retina hastaliklari:
1. Seker hastaligina bagli bozukluklar,
2. Retina dekolmani,
3. Retina ici ve alti kanamalar,
4. Retina altinda sivi birikmesi,
5. Retinanin damarsal hastaliklari,
6. Dogumsal ve herediter hastaliklar,
7. Yasa bagli makula hastaliklari (YBMD),
8. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Retina gormemizi saglayan isiga duyarli hucreleri (kon ve rodlar) ile sinir liflerini iceren bir tabakadir. Retina hastaliklari gormede ciddi ve kalici bozukluklar yapabilir. En fazla gorulen retina hastaliklari:<br />
1. Seker hastaligina bagli bozukluklar,<br />
2. Retina dekolmani,<br />
3. Retina ici ve alti kanamalar,<br />
4. Retina altinda sivi birikmesi,<br />
5. Retinanin damarsal hastaliklari,<span id="more-1642"></span><br />
6. Dogumsal ve herediter hastaliklar,<br />
7. Yasa bagli makula hastaliklari (YBMD),<br />
8. Retina Tumorleridir.<br />
Tedavi Yontemleri: Bozuklugun tipine gore, tibbi tedavi, lazer tedavisi ve cerrahi tedavi seklindedir.</p>
<p>Erken teshis tedavinin ilk basamagidir,bu nedenle goz Check-Up’inda standart goz muayenesine ek olarak yapilmasi gereken muayeneler;</p>
<p>Ekzoftalmometre ile kontrol, Derinlik hissi muayenesi, Renk gorme muayenesi, Korneal topografi, Konfrontasyon testi, Goz ultrasonografisi, Biometri, Pakimetri, Goz yasi testi: Schiermer testi ve Florescein kirilma testi, Kontrast duyarlilik testi.<br />
GOZ TUMORLERi</p>
<p>Cocuklarda gozbebeginde beyazlik oldugunda, gozun renkli kisminda renk degisikligi gelistiginde ve sebepsiz yere gormenin azaldigi durumlarda goz tumorleri yonunden inceleme yapilmalidir. Goz kapaklarinda buyume gosteren kitlelerden gerekirse biyopsi alinmalidir. Goz tumorlerinin tipine, yerlesim yerine ve hastanin yasina gore, lazer tedavisi, kriyoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavi gerekebilir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/retina-ve-vitreus-hastaliklari-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz ağrısı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-agrisi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-agrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[Göz ağrısı 
Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="t808080x14"><strong>Göz ağrısı </strong></span></p>
<p><span class="t808080x14">Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-agrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz kanlanması</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-kanlanmasi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-kanlanmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:19:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz kanlanması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Göz kanlanması 
Göz kanlanması ile birlikte ağrı yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır. Kanlanma ile birlikte ağrı varsa; mutlaka göz doktoruna gitmek gerekir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="t808080x14"><strong>Göz kanlanması </strong></span></p>
<p><span class="t808080x14">Göz kanlanması ile birlikte ağrı yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır. Kanlanma ile birlikte ağrı varsa; mutlaka göz doktoruna gitmek gerekir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-kanlanmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz sulanması</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-sulanmasi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-sulanmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz sulanması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Göz sulanması 
Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="t808080x14"><strong>Göz sulanması </strong></span></p>
<p><span class="t808080x14">Göze toz kaçması, çapaklanma, göz iltihabı, nezle veya bazı alerjik hastalıklar göz yaşının fazlalaşmasına neden olur. Şikayetler soğuk havalarda daha da artar. Doktora başvurmak gerekir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-sulanmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz tiki</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/goz-tiki.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/goz-tiki.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Göz tiki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[
Göz tiki 
Aniden ortaya çıkan, fakat önemli olmayan bir durumdur. Alışkanlık spazmı da denir. nedeni, yorgunluk, üzüntü, heyecan ve yaşlılarda adale zafiyetidir. Yapılacak ilk iş, istirahat etmektir. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="t808080x14"><strong>Göz tiki </strong></span></p>
<p><span class="t808080x14">Aniden ortaya çıkan, fakat önemli olmayan bir durumdur. Alışkanlık spazmı da denir. nedeni, yorgunluk, üzüntü, heyecan ve yaşlılarda adale zafiyetidir. Yapılacak ilk iş, istirahat etmektir. </span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/goz-tiki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğer Tüberkülozu</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/akciger-tuberkulozu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/akciger-tuberkulozu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:17:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göğüs Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Tüberkülozu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[
Akciğer Tüberkülozu
Tüberküloz basili ile ilk enfeksiyon, birincil tüberküloz (primer tüberküloz) olarak adlandırılır. İnsanlarda birincil lezyon tonsillalar, bağırsak, deri gibi organlarda da görülebilmekle birlikte, en sık akciğerlerdedir.
İlk enfeksiyonu geçirmiş bir kişide tekrar tüberküloz enfeksiyonunun gelişmesine yeniden enfeksiyon (reinfeksiyon) tüberkülozu denilmektedir. Yeniden enfeksiyonun, basillerin yeniden alınmasıyla mı yoksa sessiz tüberküloz odağının yeniden aktivasyonu ile mi gerçekleştiği henüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Akciğer Tüberkülozu</strong></span></span></p>
<p>Tüberküloz basili ile ilk enfeksiyon, birincil tüberküloz (primer tüberküloz) olarak adlandırılır. İnsanlarda birincil lezyon tonsillalar, bağırsak, deri gibi organlarda da görülebilmekle birlikte, en sık akciğerlerdedir.<span id="more-1632"></span></p>
<p>İlk enfeksiyonu geçirmiş bir kişide tekrar tüberküloz enfeksiyonunun gelişmesine yeniden enfeksiyon (reinfeksiyon) tüberkülozu denilmektedir. Yeniden enfeksiyonun, basillerin yeniden alınmasıyla mı yoksa sessiz tüberküloz odağının yeniden aktivasyonu ile mi gerçekleştiği henüz tam olarak anlaşılmamıştır.</p>
<p>BİRİNCİL TÜBERKÜLOZ</p>
<p>Birincil tüberküloz özellikle bebek ve çocuklarda görülür. Tek ya da bazen birden fazla olabilen küçük periferik ya da subplöral tüberkül ya da tüberküllerle kendini gösterir. Lezyon herhangi bir akciğer lobunun herhangi bir yerinde görülebilmesine rağmen sıklıkla rastlandığı bölge akciğerlerin alt ya da orta foblarıdır. Apekste görülmesi enderdir.</p>
<p>Birincil lezyonun özellikleri Gohn tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu nedenle lezyon Gohn odağı (tüberkülü} olarak da adlandırılır. Gohn odağı 1-3 cm çapında olabilir. Buradan basiller lenf yolları ile mediastinal lenf düğümlerine taşınır ve mediastinal lenf düğümlerinde büyüme ve kazeifikasyona neden olur. Akciğerin periferindeki parankim lezyonu ve trakeobronşial lenf düğümlerinin büyümesi tipik bir bulgudur.</p>
<p>Bu iki lezyon birlikte Gohn kompleksi ya da primer kompleks olarak tanımlanır. Primer kompleks, basillerin bronş, lenf ve kan yolu ile ya da direkt yayılmaları sonucu ilerleyebilir. Ancak olguların çoğu iz bırakmadan, ya da nedbeleşerek veya kireçlenerek iyileşir. Erişkin akciğerleri dikkatle aranırsa iyileşmiş birincil tüberküloz odaklan genellikle bulunur.</p>
<p>ilerleyici hastalık çok az kişide oluşur, bu olay ya akciğer parankimindeki lezyonun genişlemesi ile ya da basillerin bronş yolu ile akciğerin diğer kısımlarına yayılmasıyla gerçekleşir. Basillerin bronş yolu ile yayılmaları ya bronşun çevresindeki akciğer lezyonun ya da bronşa komşu kazeöz lenf bezinin bronşa açılması sonucudur. Akciğerin her tarafında sınırlı küçük odaklar şeklinde ya da yaygın olarak tüberküloz bronkopnömonisi alanları görülür. Konakçı bağışıklığı yüksek ise lezyonlar proliferatiftir.</p>
<p>Direnci az hastalarda, özellikle fazla sayıda basil dokuya yayıldığında doku aşırı duyarlığı gelişir ve yaygın kazeifikasyon nekrozu ve nekrozla sonlanan bir pnömoni gelişir («kazeöz pnömoni»). Primer lezyonun ilerlemesi kavern oluşumu ile sonlanabilir. Ancak bu olay yeniden-enfeksiyon tüberkülozundaki kadar göze çarpıcı bir özellik değildir. Bronş yolu ile yayılımın diğer komplikasyonları bol basil içeren kazeöz materyalin öksürükle atılması sırasında görülebilir. Bu durumda basiller karşı akciğere, larenks ve bağırsaklara yayılarak yeni tüberküloz lezyonlarının gelişmesine yol açar. Lenf kan yolu ile yayım yaygın milier tüberküloza veya tek bir organda ilerleyici hastalığa neden olabilir (yani tek, izole veya organ tüberkülozu).</p>
<p>Birincil tüberkülozun anlatılmış olan bu yapısı sıklıkla «çocuk tüberkülozu» olarak bilinmektedir. Bu tablo bebek ve çocuklardaki hastalığın alışılagelen belirtisi olmakla birlikte aynı olay, daha önce tüberküloz enfeksiyonu geçirmemiş ve direnci düşük erişkin ve gençlerde de görülebilir. Bununla birlikte ilkenfeksiyon geçirdiğine ilişkin bulgulara rastlanamayan birçok beyaz erişkinde çocukluk tipi birincil tüberküloz genellikle görülmez, bu kişilerde ilk enfeksiyon, «yeniden enfeksiyon» tüberkülozuna yakın benzerlik gösteren anatomik özellikler taşır.</p>
<p>YENİDEN ENFEKSİYON TÜBERKÜLOZU (REENFEKSİYON TÜBERKÜLOZU)</p>
<p>Yeniden-enfeksiyon tüberkülozu «yetişkin tüberkülozu», «birinciden sonraki» ya da «ikincil tüberküloz» olarak da isimlendirilir. Gençlerde de görülmesine rağmen en sık erişkinlerde rastlanır. Hastaların geçmişinde klinik bir belirti vermemiş sadece tüberkülün deri testinin pozitif olmasıyla saptanabilir nitelikte bir birincil enfeksiyon vardır.</p>
<p>İlk enfeksiyon ve yeniden-enfeksiyon tüberkülozu arasındaki süre değişiktir. Genellikle yıllar sürer. Yeniden enfeksiyon tüberkülozunun yeniden basillerle karşılaşma sonucu gelişen taze bir enfeksiyon mu olduğu yoksa kısmen iyileşmiş eski lezyondan basillerin aktive olarak eski odağın alevlenmesini mi sergilediği, üzerinde tartışılan bir problemdir. Bu iki olayın da yeniden enfeksiyon tüberkülozunda meydana geldiği hakkında hiçbir şüphe yoktur. Genellikle kabul edilen görüş dışardan enfeksiyonun erişkinlerde, içerde yeniden aktivasyonun gençlerde sık görülen bir mekanizma olduğu şeklindedir.</p>
<p>Erişkin akciğer tüberkülozunda lezyonların değişmez yerleşimi akciğerlerin üst bölümleridir (apikal bölge). Bu yerleşimin nedeni hiç bir zaman yeterli şekilde açıklanamamıştır.</p>
<p>Kazeifikasyonla birlikte eksüdatif ve proliferatif özellikler taşıyan yerel pnömonik odak akciğerin subapikal bölgesinde gelişir. Eğer kişi enfeksiyonu yenerse iyileşme meydana gelir. İyileşme fibrozis ile sağlandığından apekste ya da apekse yakın çökük bir nedbe alanı bırakır. Bu nedbe kömür tozlarının birikmesinden dolayı siyah renklidir ve bazen kemikleşir. Böyle nedbelere otopsilerde oldukça sık rastlanır (bu arada sınırlı slikoz lezyonları ve histoplazmasisin de apikal nedbeler oluşturabileceğini akılda tutmak gerekir). İyileşmiş yeniden enfeksiyon tüberkülozu olgularında, bölgesel lenf düğümleri genellikle normaldir veya oldukça silik lezyonlar gösterir.</p>
<p>Eğer lezyon ilerlerse tüberküller birbirleri ile kaynaşarak yayılır. Böyle lezyonlarda kazeifikasyon nekrozu da fazladır. Tam iyileşmede çevrede gelişen fibroz doku lezyonu iyice sınırlandırır ve ilerlemesine engel olur, bu tip lezyonlar «fibrokazeöz lezyon» olarak adlandırılır. Eğer iyileşme tam değilse lezyona komşu akciğer dokusuna doğru düzensiz yayılmalar meydana gelir. Bu yayılmalar sırasında bronş duvarları da tutulursa kazeöz materyal bronşa dökülür, öksürükle atılarak yerinde kavern bırakır.</p>
<p>Bu kavernler 45 cm çapında olup, duvarları fibrokazeöz dokudan oluşmuştur. Kavern içine şiddetli kanamalar meydana gelebilir ancak çevredeki kronik iltihap sonucu damar iümenlerinin daralması (endarteritis obliterans) ve lümende trombüs oluşması sonucu böyle ağır kanamalara pek rastlanmaz. Böyle kalınlaşmış damarlar kavernin bir ucundan diğer ucuna uzanan kalın bantlar oluştururlar.</p>
<p>Aktif apikal lezyondan sağlam akciğer dokusuna basillerin yayılması bronşlar yolu ile gerçekleşir. Basillerin bu şekilde yayılması sonucu birbirleriyle birleşerek genişleyen ve akciğer parankimine yayılan tüberküller oluşur. Bu tüberküllerin bazılarında kazeifikasyon nekrozu gelişir ve fibroz doku ile çevrilir (fibrokazeöz tüberküloz). Tutulan akciğer alanlarında çok sayıda kavernler oluşur. Bronşların, kavernlerin ortaya çıkmasmdaki rolleri yanı sıra, enfeksiyonun, bronş katlarına yayılması sonucu mukozalarında da tüberküloz lezyonları gelişebilir (endobronşial tüberküloz), iyileşme sırasında gelişen fibroz doku, bronş lümenlerinde daralma ve genişlemelere (bronşektazi) yol açar. Bu gibi lezyonların sonucu olarak akciğerlerde dağınık odaksal kollaps alanları görülür.</p>
<p>Bazı olgularda akciğer fibrozu, pulmoner hypertansiyon ve korpulmonale gelişmesine yol açacak kadar yaygındır. Akciğer parankiminin bu ilerleyici hastalığı plevrayı da etkiler (sıvı toplanması, fibrinli plörit, tüberküloz ampiyem ve plevra boşluğunu tam ya da kısmen kapayan fibrozis). Bölgesel lenf düğümlerinde kazeifikasyon nekrozu olmayan ya da çok az nekroz içeren tüberküloz odakları bulunabilir. Enfeksiyonun bronş yolu ile yayımı sırasında karşı akciğerde, larenks ve bağırsaklarda da lezyonlar gelişebilir.</p>
<p>Basillerin kan yolu ile yayılması akciğerler dahil birçok organda milier tüberküloza veya organ tüberkülozlarına yol açar. Aşırı duyarlığın fazla ve direncin az olduğu olgularda fazla sayıda basilin bronş yolu ile yayılması sonucu hızla ilerleyerek ölümle sonlanan kazeöz pnömoni gelişir (Gallopan ftizi). Kazeöz pnömonide lezyon gösteren akciğer parankimi havasızdır gri beyaz ya da gri sarı renkte gözükür. Mikroskopik olarak yaygm kazeifikasyon nekrozu görülür, alveoller nekrotik materyal ile doludur. Çevre alveollerde protein içeren eksüda bulunur. Epiteloid hücre ve dev hücre oluşumu seyrektir.</p>
<p>Akciğerdeki tüberküloz kavernlerinin iyileşmesi sıklıkla, lümeni dolduran kazeöz materyalin koyulaşması ve nedbe dokusu ile çevrilmesiyle oluşur. Nedbe alanlarından geçen bronşların lümenleri daralır ve tıkanır. Az görülen iyileşme yollarından biri kazeöz kalıntı kalmaksızın kavernin nedbe dokusu ile dolmasıdır. Bir başka tipte ise, kavern açık kalır ve bronşlarla bağlantılıdır. Bronş epitelleri ilerleyerek kavernin fibroz duvarını örter. Bu tip iyileşmeye «açık iyileşme» adı verilir. Streptomisin tedavisinin özellikle taze ve eksüdatif karakterdeki tüberküloz lezyonlarını gerilettiğine ve iyileştirdiğine ilişkin bulgular mevcuttur.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/akciger-tuberkulozu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ince bağırsak tümörleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ince-bagirsak-tumorleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ince-bagirsak-tumorleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel ve Estetik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ince bağırsak tümörleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[
Mide kapısından (mideden onikiparmakbağırsağına geçiş yeri; pior) ileoçekal valfa (incebağırsaktan kalınbağırsağa geçiş yeri) kadar olan geniş yayılımıyla incebağırsak tüm sindirim kanalının yüzde 75 ini oluşturur. Buna karşın bu bölgede kötü huylu tümörlerin görülme oranı oldukça düşüktür (yüzde 0,05-0,5). Bu düşük oranın, besinlerle alınan karsinojenlerin (kanser oluşumuna neden olabilen maddeler) incebağırsakta çözülmesine ve incebağırsak yüzeyiyle büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Mide kapısından (mideden onikiparmakbağırsağına geçiş yeri; pior) ileoçekal valfa (incebağırsaktan kalınbağırsağa geçiş yeri) kadar olan geniş yayılımıyla incebağırsak tüm sindirim kanalının yüzde 75 ini oluşturur. Buna karşın bu bölgede kötü huylu tümörlerin görülme oranı oldukça düşüktür (yüzde 0,05-0,5). Bu düşük oranın, besinlerle alınan karsinojenlerin (kanser oluşumuna neden olabilen maddeler) incebağırsakta çözülmesine ve incebağırsak yüzeyiyle büyük olasılıkla doğrudan ilişkilerinin az olmasına bağlı olduğu sanılır.<span id="more-1630"></span></p>
<p>İncebağırsakta kötü huylu tümörlere az rastlanmasının nedenleri:</p>
<p>- incebağırsak salgısı asit değil alkali özellikte olduğundan, karsinojenlerin oluşma olasılığı azalmaktadır;</p>
<p>- incebağırsakta ortamın sıvı, geçişin de hızlı olması bağırsak mukozasıyla kanser yapıcı maddelerin ilişkide olduğu süreyi kısaltır;</p>
<p>- bağırsakta doğal olarak bulunan bakterilerin incebağırsakta az olması, besinlerle alınan bazı maddelerin bakteriler aracılığıyla kanserojen olduğu kabul edilen başka maddelere dönüşmesini engeller.</p>
<p>İncebağırsakta görülen tümörlerin büyük çoğunluğu iyi huyludur (yüzde 35). Bunları karsinomlar (yüzde 25), lenfomalar (yüzde 22), karsinoitler (yüzde 11) ve sarkomlar (yüzde 7) izler. İyi huylu urlar öncelikle onikiparmakbağırsağında ve jejunumda (incebağırsağın ikinci bölümü, yani onikiparmakbağırsağı ile ileum arasında kalan bölüm) görülür. Kötü huylu tümörlere en çok ileumda (yüzde 48) rastlanır, bunu jejunum (yüzde 27) ve onikiparmakbağırsağı (yüzde 25) izler.</p>
<p>İyi ve kötü huylu tümörler genellikle 40-50 yaş arasında görülür ve erkeklerde kadınlara oranla daha yaygındır.</p>
<p>BELİRTİLERİ</p>
<p>Hastalık sinsi gidişlidir ve başlangıç evresinde belirgin bir klinik tablo görülmez. Halsizlik, iştahsızlık, belirsiz karın ağrıları olur. Bazı olgularda rahatsızlıklar kütlenin yerleşimi hakkında fikir verebilir. Onikiparmakbağırsağının ilk bölümündeki kanser, genellikle onikiparmakbağırsağı ülserine çok benzeyen belirtiler verir (karın üst kısmından sırta doğru yayılan ağrı, kanlı dışkı ve kusma, kansızlık gibi). Kütlenin büyümesiyle birlikte bulantı, kusma, ve karın gerginliği gibi tıkanma belirtileri de gelişir.</p>
<p>Onikiparmakbağırsağında, safra kanalının (safra bu kanal yoluyla bağırsağa dökülür; koledok) döküldüğü yerde gelişen kanserler genellikle kaşıntı, beyazımsı dışkı ve kanda safra boyalarının artması gibi belirtiler veren tıkanma sanlığı yapar.</p>
<p>Klinikte kanama belirtilerinin ve melenanın (makattan siyah kan gelmesi) görülmesi incebağırsağın jejunum ve ileum bölümlerindeki kanserlerin erken belirtilerindendir. Bunlara daha sonra bağırsak tıkanması bulgulan da eklenir, ama bağırsak delinmesi çok seyrek görülür.</p>
<p>Tek tedavi yöntemi cerrahidir. Tanı genellikle ancak kanserin ilerlemiş evrelerinde konduğundan, kötü huylu tümörlerde hastalığın gidişi oldukça umut kırıcıdır.</p>
<p>İYİ HUYLU TÜMÖRLER</p>
<p>Bağırsaklarda tümörler, özellikle de iyi huylu polipler sık görülür. Erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 2 ile yüzde 5 inde polip görülebilir. Bunlar genellikle kalıtsal olarak geçer ve bir ailenin çeşitli bireylerinde ortaya çıkarlar. Yerleşik ve tek oldukları gibi, yaygın türleri de bilinir. Yaygın türde, değişik boyutta ve çok sayıda olan polipler, bağırsak mukozasını örtecek kadar geniş yayılım gösterebilirler.</p>
<p>Poliplerde hastalık belirtileri neredeyse yok denecek kadar azdır. Bazen yalnızca genel bağırsak örselenmesi bulguları ortaya çıkar (karın ağrıları, ishal vb.)</p>
<p>Genellikle tek belirtisi, makattan dışkıyla birlikte ya da dışkılamadan sonra gelen, bazen oldukça bol miktarda görülen, çoğunlukla basur kanaması sanılarak yanlış değerlendirilen parlak, kırmızı renkli kanamadır.</p>
<p>Bazı polipler dışkıdan bağımsız olarak, yumurta akına benzeyen. uzayan bir sıvı görüntüsünde makattan dışarı akan, sümüksü bir madde salgılarlar.</p>
<p>Polipler çok büyük olduklarında, tıkanmaya bile neden olabilirler.</p>
<p>Bağırsak poliplerinde kesin tanı kolonoskopi (kalınbağırsağın içerden incelenmesi) ile konur.</p>
<p>Tam konduktan sonra, poliplerin zaman geçirmeden alınması önerilir</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ince-bagirsak-tumorleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekler hakkında 4 gerçek</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/erkekler-hakkinda-4-gercek.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/erkekler-hakkinda-4-gercek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Erkekler hakkında 4 gerçek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[Seks uzmanı Tracey Cox, erkekler ve vücutları hakkındaki 4 söylentiye açıklık getirdi. İşte şaşırtan gerçekler.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seks uzmanı Tracey Cox, erkekler ve vücutları hakkındaki 4 söylentiye açıklık getirdi. İşte şaşırtan gerçekler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/erkekler-hakkinda-4-gercek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Limonun faydaları</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/limonun-faydalari.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/limonun-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Limonun faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Yazın en kavurucu günlerindeyiz… Belki tek düşündüğümüz biraz serinlemek de olsa, daha önemlisi olan cilt korumasına olabildiğince çok dikkat etmeliyiz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın en kavurucu günlerindeyiz… Belki tek düşündüğümüz biraz serinlemek de olsa, daha önemlisi olan cilt korumasına olabildiğince çok dikkat etmeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/limonun-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarımsak erkeğe zararlı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/sarimsak-erkege-zararli.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/sarimsak-erkege-zararli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:14:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Sarımsak erkeğe zararlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Bir çok derde derman olduğu bilinen sarımsak fazla tüketildiğinde erkekler için risk yaratıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çok derde derman olduğu bilinen sarımsak fazla tüketildiğinde erkekler için risk yaratıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/sarimsak-erkege-zararli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En çok söylenen diyet yalanları</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/en-cok-soylenen-diyet-yalanlari.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/en-cok-soylenen-diyet-yalanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:14:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[En çok söylenen diyet yalanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Diyetisyen Aşkın Yüksel, forma girme telaşının yaşandığı şu günlerde en çok söylenen diyet yalanlarını derledi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Aşkın Yüksel, forma girme telaşının yaşandığı şu günlerde en çok söylenen diyet yalanlarını derledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/en-cok-soylenen-diyet-yalanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiftler 8 nedenle tüp bebek yaptırıyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ciftler-8-nedenle-tup-bebek-yaptiriyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ciftler-8-nedenle-tup-bebek-yaptiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:13:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çiftler 8 nedenle tüp bebek yaptırıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde birçok çiftin çocuk sahibi olmasını sağlayan tüp bebek yöntemi, gelişen teknoloji sayesinde aileleri umutlandırıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde birçok çiftin çocuk sahibi olmasını sağlayan tüp bebek yöntemi, gelişen teknoloji sayesinde aileleri umutlandırıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ciftler-8-nedenle-tup-bebek-yaptiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maydanoz tansiyon ve romatizmanın ilacı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/maydanoz-tansiyon-ve-romatizmanin-ilaci.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/maydanoz-tansiyon-ve-romatizmanin-ilaci.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:13:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Maydanoz tansiyon ve romatizmanın ilacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Maydanoz, toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarken kanı temizler, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına da iyi gelir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maydanoz, toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarken kanı temizler, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına da iyi gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/maydanoz-tansiyon-ve-romatizmanin-ilaci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benler, kanserin habercisi mi?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/benler-kanserin-habercisi-mi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/benler-kanserin-habercisi-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:13:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Benler]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin habercisi mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Benler insan vücudu için gerekli. Vücutta artık hücreleri temizleyerek çöp kutusu görevi görüyor. Peki tehlike nerede başlıyor?..
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benler insan vücudu için gerekli. Vücutta artık hücreleri temizleyerek çöp kutusu görevi görüyor. Peki tehlike nerede başlıyor?..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/benler-kanserin-habercisi-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayakkabı seçimine dikkat!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ayakkabi-secimine-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ayakkabi-secimine-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:12:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabı seçimine dikkat!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Günlük kullanımda ayak bileğini sıkıca kavrayan ayakkabılar destek vermesi bakımından tercih edilmeli.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük kullanımda ayak bileğini sıkıca kavrayan ayakkabılar destek vermesi bakımından tercih edilmeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ayakkabi-secimine-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevsim değişikliği dert olmasın!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/mevsim-degisikligi-dert-olmasin.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/mevsim-degisikligi-dert-olmasin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:12:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsim değişikliği dert olmasın!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Mevsim değişiklikleri, özellikle çocuklarda enfeksiyona zemin hazırlıyor…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim değişiklikleri, özellikle çocuklarda enfeksiyona zemin hazırlıyor…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/mevsim-degisikligi-dert-olmasin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruh sağlığı siyasi öncelik olmalı</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ruh-sagligi-siyasi-oncelik-olmali.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ruh-sagligi-siyasi-oncelik-olmali.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:12:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh sağlığı siyasi öncelik olmalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl ki tema: “Ruh sağlığının tüm dünyada, tüm ülkelerde, toplumun tüm kesimlerinde öncelikli hale gelmesi.”
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl ki tema: “Ruh sağlığının tüm dünyada, tüm ülkelerde, toplumun tüm kesimlerinde öncelikli hale gelmesi.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ruh-sagligi-siyasi-oncelik-olmali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde yeni umut</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kanser-tedavisinde-yeni-umut.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kanser-tedavisinde-yeni-umut.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:12:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser tedavisinde yeni umut]]></category>
		<category><![CDATA[v]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Köpekbalıklarının kanında bulunan antikorların kanserle mücadelede önemli rol oynuyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Köpekbalıklarının kanında bulunan antikorların kanserle mücadelede önemli rol oynuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kanser-tedavisinde-yeni-umut.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Silverdin’ geri çekiliyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/%e2%80%98silverdin%e2%80%99-geri-cekiliyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/%e2%80%98silverdin%e2%80%99-geri-cekiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[‘Silverdin’ geri çekiliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[“Silverdin 40 gr Krem” yapılan inceleme ve analizler sonucunda fiziksel yönden firma spesifikasyonlarına uygun bulunmadığından geri çekiliyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Silverdin 40 gr Krem” yapılan inceleme ve analizler sonucunda fiziksel yönden firma spesifikasyonlarına uygun bulunmadığından geri çekiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/%e2%80%98silverdin%e2%80%99-geri-cekiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklere de doğum izni geliyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/erkeklere-de-dogum-izni-geliyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/erkeklere-de-dogum-izni-geliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklere de doğum izni geliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal Program taslağına göre ekstra bir izin söz konusu değil, altı ay doğum izni anne ve baba arasında paylaşılacak.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal Program taslağına göre ekstra bir izin söz konusu değil, altı ay doğum izni anne ve baba arasında paylaşılacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/erkeklere-de-dogum-izni-geliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esneme neden bulaşıcıdır?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/esneme-neden-bulasicidir.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/esneme-neden-bulasicidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:10:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Esneme neden bulaşıcıdır?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Birinin esnediğini görmek, esnemeye yol açabiliyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birinin esnediğini görmek, esnemeye yol açabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/esneme-neden-bulasicidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp krizi sonrası ne yapmalı?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kalp-krizi-sonrasi-ne-yapmali.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kalp-krizi-sonrasi-ne-yapmali.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:10:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp krizi sonrası ne yapmalı?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Kalp krizi geçirdikten sonra hayatınızda nasıl değişiklikler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi geçirdikten sonra hayatınızda nasıl değişiklikler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kalp-krizi-sonrasi-ne-yapmali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sokak sütüne dikkat!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/sokak-sutune-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/sokak-sutune-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak sütüne dikkat!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Herhangi bir işlem geçirmemiş sütün büyük bir oranı, insan sağlığını tehdit eden çeşitli hastalık etkenlerini içerebilir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herhangi bir işlem geçirmemiş sütün büyük bir oranı, insan sağlığını tehdit eden çeşitli hastalık etkenlerini içerebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/sokak-sutune-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin de biyolojik saati var</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-de-biyolojik-saati-var.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-de-biyolojik-saati-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:08:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerin de biyolojik saati var]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar gibi erkeklerin de biyolojik bir saatleri olduğu ve yaşın ilerlemesiyle çocuk sahibi olma oranının ciddi seviyede düştüğü ortaya çıktı.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar gibi erkeklerin de biyolojik bir saatleri olduğu ve yaşın ilerlemesiyle çocuk sahibi olma oranının ciddi seviyede düştüğü ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-de-biyolojik-saati-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeda Kickbox’u denediniz mi?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/yeda-kickbox%e2%80%99u-denediniz-mi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/yeda-kickbox%e2%80%99u-denediniz-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:08:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeda Kickbox’u denediniz mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Yeda Kickbox güçtür; yapanı her anlamda güçlendirir; kişinin kendine güveninin artmasını, daha dik ve emin durmasını, fiziksel ve ruhsal olarak daha zinde olmasını sağlar.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeda Kickbox güçtür; yapanı her anlamda güçlendirir; kişinin kendine güveninin artmasını, daha dik ve emin durmasını, fiziksel ve ruhsal olarak daha zinde olmasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/yeda-kickbox%e2%80%99u-denediniz-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gen haritanızı biliyor musunuz?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/gen-haritanizi-biliyor-musunuz.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/gen-haritanizi-biliyor-musunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:08:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Gen haritanızı biliyor musunuz?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Artık isteyen herkese, gen haritalarına göre sağlıklı yaşam kılavuzu sunulacak.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık isteyen herkese, gen haritalarına göre sağlıklı yaşam kılavuzu sunulacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/gen-haritanizi-biliyor-musunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayrı yataklar seksi öldürür mü?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/ayri-yataklar-seksi-oldurur-mu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/ayri-yataklar-seksi-oldurur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:07:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrı yataklar seksi öldürür mü?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Cinsellik açısından ayrı yataklarda uyumak ilişkiyi soğutabilir. Ten uyumu varsa çiftler zaten ayrı yatmak istemez. Bu düşünceye karşı olan da var…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsellik açısından ayrı yataklarda uyumak ilişkiyi soğutabilir. Ten uyumu varsa çiftler zaten ayrı yatmak istemez. Bu düşünceye karşı olan da var…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/ayri-yataklar-seksi-oldurur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kulak kiri bir hastalık mı?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kulak-kiri-bir-hastalik-mi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kulak-kiri-bir-hastalik-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak kiri bir hastalık mı?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[Birçoğumuz kulağımızda zaman zaman biriken kirlerden şikayetçiyizdir. Hele bazılarımız bu birikintileri temizlemeyi takıntı haline getirir…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birçoğumuz kulağımızda zaman zaman biriken kirlerden şikayetçiyizdir. Hele bazılarımız bu birikintileri temizlemeyi takıntı haline getirir…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kulak-kiri-bir-hastalik-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tatlı krizi neden olur?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/tatli-krizi-neden-olur.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/tatli-krizi-neden-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tatlı krizi neden olur?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süre tatlı yemediğinizde canınız tatlı istemez hatta hiç aklınıza gelmez. Ama bazen öyle günler ve haftalar olur ki her gün tatlı yemeden rahat edemezsiniz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süre tatlı yemediğinizde canınız tatlı istemez hatta hiç aklınıza gelmez. Ama bazen öyle günler ve haftalar olur ki her gün tatlı yemeden rahat edemezsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/tatli-krizi-neden-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik sonrası seks…</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/gebelik-sonrasi-seks%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/gebelik-sonrasi-seks%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelik sonrası seks…]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Doğum sonrası cinselliği etkileyen faktörler muhtelif… Bu süreci kazasız belasız atlatmak için…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonrası cinselliği etkileyen faktörler muhtelif… Bu süreci kazasız belasız atlatmak için…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/gebelik-sonrasi-seks%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şişmanlığın 8 gizli nedeni!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/sismanligin-8-gizli-nedeni.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/sismanligin-8-gizli-nedeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Şişmanlığın 8 gizli nedeni!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[Fazla kilolarımıza sebep olan şey sadece beslenme alışkanlıklarımızdan kaynaklanmıyor. İşte şişmanlığın 8 gizli nedeni.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fazla kilolarımıza sebep olan şey sadece beslenme alışkanlıklarımızdan kaynaklanmıyor. İşte şişmanlığın 8 gizli nedeni.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/sismanligin-8-gizli-nedeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Regl ağrısına E vitamini</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/regl-agrisina-e-vitamini.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/regl-agrisina-e-vitamini.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:06:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Regl ağrısına E vitamini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[Mensturasyon öncesi ve ilk günlerinde günde 200 mg E vitamini kullanan kadınlarda sancılar azalıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mensturasyon öncesi ve ilk günlerinde günde 200 mg E vitamini kullanan kadınlarda sancılar azalıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/regl-agrisina-e-vitamini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 adımda ağız kokusundan kurtulun</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/10-adimda-agiz-kokusundan-kurtulun.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/10-adimda-agiz-kokusundan-kurtulun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:05:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[10 adımda ağız kokusundan kurtulun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı kokuya sebep olurlar.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı kokuya sebep olurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/10-adimda-agiz-kokusundan-kurtulun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik hediyesi reflü</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/hamilelik-hediyesi-reflu.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/hamilelik-hediyesi-reflu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelik hediyesi reflü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Hamilelikte reflü sıklığı yüzde 30-50′dir. Genellikle kadınlardaki ilk reflü atağı hamilelikte başlayabilir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelikte reflü sıklığı yüzde 30-50′dir. Genellikle kadınlardaki ilk reflü atağı hamilelikte başlayabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/hamilelik-hediyesi-reflu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Solaryum tutkusu hayatını bitirdi</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/solaryum-tutkusu-hayatini-bitirdi.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/solaryum-tutkusu-hayatini-bitirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:04:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Solaryum tutkusu hayatını bitirdi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere’de 17 yaşından beri bronzlaşma tutkunu olan Dorne Graydon (44), deri kanserinden hayatını kaybetti.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’de 17 yaşından beri bronzlaşma tutkunu olan Dorne Graydon (44), deri kanserinden hayatını kaybetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/solaryum-tutkusu-hayatini-bitirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Penis eğriliği neden olur?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/penis-egriligi-neden-olur.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/penis-egriligi-neden-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Penis eğriliği neden olur?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biri.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/penis-egriligi-neden-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar sözel saldırıyor</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kadinlar-sozel-saldiriyor.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kadinlar-sozel-saldiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:03:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar sözel saldırıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren var olan saldırganlık, bireyi, kişiler arası etkileşimi ve toplumu etkileyen önemli bir özellik.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren var olan saldırganlık, bireyi, kişiler arası etkileşimi ve toplumu etkileyen önemli bir özellik.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kadinlar-sozel-saldiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserine karşı test yaptırın</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/kolon-kanserine-karsi-test-yaptirin.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/kolon-kanserine-karsi-test-yaptirin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:03:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon kanserine karşı test yaptırın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Kolon kanserlerinin oluşum mekanizmalarında en iyi bilinen yol, bağırsak iç dokusundaki hücrelerin değişerek poliplere…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanserlerinin oluşum mekanizmalarında en iyi bilinen yol, bağırsak iç dokusundaki hücrelerin değişerek poliplere…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/kolon-kanserine-karsi-test-yaptirin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz borderline mısınız?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/siz-borderline-misiniz.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/siz-borderline-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:03:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Siz borderline mısınız?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de ‘Sınır Kişilik Bozukluğu &#8211; Borderline Personality Disorder’ oranı her geçen gün artıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ‘Sınır Kişilik Bozukluğu &#8211; Borderline Personality Disorder’ oranı her geçen gün artıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/siz-borderline-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin sevdiği estetik</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-sevdigi-estetik.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-sevdigi-estetik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerin sevdiği estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[Erkek vücudunda yağın depolandığı bölgeler kadınlara göre farklı bir yerleşime sahiptir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek vücudunda yağın depolandığı bölgeler kadınlara göre farklı bir yerleşime sahiptir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/erkeklerin-sevdigi-estetik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mantar zehirlenmelerine dikkat!</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/mantar-zehirlenmelerine-dikkat.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/mantar-zehirlenmelerine-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 09:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Mantar zehirlenmelerine dikkat!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Yağ oranının yok denecek kadar az olması, bunun yanında protein, karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından zengin olması mantarı özel kılıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yağ oranının yok denecek kadar az olması, bunun yanında protein, karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından zengin olması mantarı özel kılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/mantar-zehirlenmelerine-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağrılarla Mücadele</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/agrilarla-mucadele.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/agrilarla-mucadele.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 09:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrılarla Mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[
Ağrılarla Mücadele
Hayatı bize zehir eden ağrılardan, doğru ilaçlar kullanarak kurtulmak mümkün. Ancak, çoğumuz yanlış ilaçlarla sağlığımızı tehlikeye atıyoruz. Doğru ilaç kullanılarak, ağrıların %85′ini kesmek mümkünken, yanlış kullanılan ilaçların başında ağrı kesiciler geliyor. Yapılan hatalarla ağrıdan kurtulmak amaçlanırken, zehirlenmeden böbrek yetmezliğine kadar birçok sağlık sorununa davetiye çıkarılıyor.
Çekilen ağrılar nedeniyle dünyada 700 milyon iş günü verimsiz hale [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Ağrılarla Mücadele</strong></span></span></p>
<p>Hayatı bize zehir eden ağrılardan, doğru ilaçlar kullanarak kurtulmak mümkün. Ancak, çoğumuz yanlış ilaçlarla sağlığımızı tehlikeye atıyoruz. Doğru ilaç kullanılarak, ağrıların %85′ini kesmek mümkünken, yanlış kullanılan ilaçların başında ağrı kesiciler geliyor. Yapılan hatalarla ağrıdan kurtulmak amaçlanırken, zehirlenmeden böbrek yetmezliğine kadar birçok sağlık sorununa davetiye çıkarılıyor.<span id="more-1558"></span></p>
<p>Çekilen ağrılar nedeniyle dünyada 700 milyon iş günü verimsiz hale geliyor. Modern tıp imkanları ağrılara çözüm bulurken yapılan araştırmalar ağrı gidermek için uyumayı tercih edenlerin bile olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrının kader olmadığına dikkat çekerek “Yeni yöntemler geliştiği için ağrı tedavisinde başarı %50′den %85′e kadar çıktı. Geçmişte ameliyatla hallolan birçok bel ağrısı günümüzde ameliyatsız, dışarıdan uygulanan yöntemlerle tedavi ediliyor” diye konuştu.</p>
<p>Erdine, hastaların, birçok yanlış tedavi yöntemlerine yöneldiğini belirterek, bel ağrılarını dindirmek için beline jilet attıran hastalar dahi olduğunu anlattı.</p>
<p>Ağrıdan şikayet eden hastaya, örneğin bel, boyun ağrıları çekenlere, ağrısız bir dönem sağlamanın tedavide önem kazandığını belirten Erdine, “Hastaya ağrısız dönem sağlayarak yapacağı egzersizlerle, hareketlerle vücudu toparlayacak vakti kazandırmayı amaçlıyoruz. Burada ekip çalışması önem kazanıyor. Ağrı uzmanları hastanın ağrısını kesiyor. Fizik tedavi uzmanlarına gönderiyor, tedavilerine devam ediyorlar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Serdar Erdine, doktora muayene olmadan gelişigüzel ağrı kesici kullanmanın tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, ortaya çıkabilecek sorunları şöyle sıraladı: İlaç bağımlılığı, ilaç zehirlenmeleri, karaciğer ve böbrek yetmezliği, ilaçların yan etkilerinde artış. “Türkiye’de ağrı kesici ilaç en çok, %84.3 oranıyla Kuzey Anadolu’da, en az %71.0 oranıyla Batı Anadolu’da kullanılıyor.</p>
<p>Ağrıyı Yenmenin Kuralları</p>
<p>Gerginlik nedeniyle ağrı çekiyorsa sorunuyla yüzleşmeli.</p>
<p>Ağrıyı beyninden uzaklaştırmalı.</p>
<p>Duygularını serbetçe ifade etmeli. Düşündüklerini anlatmalı.</p>
<p>Yaşama pozitif bakmalı.</p>
<p>Üretken olabileceği alanlara yönelmeli.</p>
<p>Ağrı Çekenlere Müjde</p>
<p>Ağrı tedavisi ile ilgili araştırmalar tüm dünyada ilgiyle izleniyor. Birçok ülkede araştırmalarını sürdüren bilimadamları her geçen gün yeni gelişmeler kaydediyor.</p>
<p>Türk Ağrı Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, umut verici çalışmaların, ağrı tedavisindeki başarı oranını arttıracağını söyledi.Yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrı tedavisine ilişkin umut vaadeden bilimsel çalışmaları şöyle sıraladı:</p>
<p>Şu anda morfinlerin verilmesini sağlayan pompaların boyutu küçülecek. Hap büyüklüğünde pompalar kullanılacak.</p>
<p>Hap büyüklüğünde mikroçiplerle ilaçlar, elektriksel uyaranlar ağrılı bölgeye gönderilecek. Küçük cerrahi girişimlerle yerleştirilecek.</p>
<p>Kişide ağrı eşiğini belirleyen faktörlerden biri de genetik geçiş. Bu alandaki gelişmelerin tedavide yeni ufuklar açması bekleniyor.</p>
<p>Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çıkacak morfinlerin ve ilaçların, alışkanlık veya yan etki yapmaması sağlanacak.</p>
<p>İlaç Yetmezse</p>
<p>Kanser, bazı bel ağrıları, boyun ağrıları, sinirlerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve damarlardan kaynaklanan ağrıların ilaçla tedavi edilmesi zorlaşıyor. Bu grupta yeralan hastalara farklı yöntemler kullanılıyor. Yeni yöntemlerle kanserli hastaların ağrılarını dindirilmesinde %95′e varan başarılar elde ediliyor.</p>
<p>Uygulanan Yöntemler</p>
<p>Sinirlerin çalışması değiştiriliyor: Ağrılı bölgeye giden sinirlerin çalıştırılması, etki biçimi değiştiriliyor. İlaçla tedavisi zor olan ağrılı hastaların ağrılı bölgeye giden sinirlerine uygulanıyor. Dışardan elektriksel uyaranlar göndererek, sinir dokusu farklı çalıştırılarak ağrı dindiriliyor.</p>
<p>Omurgaya pil takılıyor: Küçük cerrahi müdahalelerle, omuriliğe omurilik pilleri takılıyor. Pil, ağrı sinirlerinin çalışmasını engelleyerek ağrının ortaya çıkmasını önlüyor.</p>
<p>Pompa kullanılıyor: Özellikle kanser ağrılarının dindirilmesinde pompayla morfin verilmesi önemli bir gelişme. Morfin ağız ve diğer yolların dışında deri altına yerleştirilen pompa ile veriliyor. Bu pompayı hasta kendi de kullanabiliyor. Bu yöntemle ağızdan verilen morfin miktarının onda biri kadarını kullanarak ağrı dindirmede aynı başarı sağlanmış oluyor. Ağızdan morfin verildiğinde ortaya çıkan baş dönmesi, uyku hali gibi şikayetler ortadan kalkıyor. Hastalar pompayı nasıl kullanacağı konusunda eğitiliyor. Aletler hastanın morfini gereğinden fazla vermesini engelleyecek şekilde yapılıyor.</p>
<p>Ağrı sinirleri yakılıyor: Son yıllarda kanser ağrısında, bel ve boyun fıtıklarında, ağrı sinirlerini yakma yöntemi kullanılıyor. Radyofrekans denilen mikrodalgaya benzeyen akımlar gönderip, ağrılı bölgenin sinirlerini tahrip ederek ağrı dindiriliyor.</p>
<p>Psikiyatrist Gözüyle Ağrı</p>
<p>Ağrı ile duygusal yaşam arasında ilişki olduğuna dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, “Ağrısı olan bir çocuğa annesinin ilgi göstermesi, ağrıyan yerini okşaması, çocuğun ağrı şiddetini azaltabiliyor” dedi.</p>
<p>Özkan, ağrıyla psikolojik durum arasındaki ilişkiyi şu sözlerle özetledi: “Birinci grupta, fiziksel hastalığın yanısıra psikolojik sorunların da olduğu görülür. Hasta depresyon geçiriyorsa ağrının şiddeti artacaktır. Depresyonun da tedavi edilmesi gerekir. İkinci grupta, psikomatik ağrılar yeralıyor. Yaşamı zorlayıcı olaylar, gerginlik nedeniyle baş, mide-bağırsak sistemi ağrıları ortaya çıkabiliyor. Üçüncü grupta tamamen psikolojik ağrılar görülüyor. Beden gerginliğini ağrı ile ifade ediyor.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/agrilarla-mucadele.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bademcik ve geniz eti</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bademcik-ve-geniz-eti.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bademcik-ve-geniz-eti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dahiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Bademcik ve geniz eti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[
Bademcik ve geniz eti
Bademcik ve Geniz Eti Nedir: Bademcikler (tonsil) ve geniz eti (adenoid), lenfoid doku denilen ve vücudun bağışıklık sisteminde rol oynayan organlardır. Tonsiller yutak girişinde, dil kökünün iki yanında yerleşmişlerdir. Adenoid ise nasofarinks adı verilen ve yutağın üst kısmında yani burun boşluğunun arka tarafında bulunurlar.
Görevleri Nedir: Tonsil ve adenoid lenfoid dokunun bir parçasıdır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Bademcik ve geniz eti</p>
<p>Bademcik ve Geniz Eti Nedir: Bademcikler (tonsil) ve geniz eti (adenoid), lenfoid doku denilen ve vücudun bağışıklık sisteminde rol oynayan organlardır. Tonsiller yutak girişinde, dil kökünün iki yanında yerleşmişlerdir. Adenoid ise nasofarinks adı verilen ve yutağın üst kısmında yani burun boşluğunun arka tarafında bulunurlar.<span id="more-1556"></span></p>
<p>Görevleri Nedir: Tonsil ve adenoid lenfoid dokunun bir parçasıdır ve lenfositler içerirler. Bu lenfositler, vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olan antikorları üretirler. Ancak tonsil ve adenoidlerin bağışıklık sistemindeki rolleri önemli oranda değildir ve çoğu zaman fonksiyonel değildirler. Bademcik ve geniz eti alınan kişilerde bağışıklıkla ilgili hiç bir olumsuz durumun olmaması da bunu göstermektedir.</p>
<p>Ne Gibi Sorunlara Yol Açarlar: Tonsil ve adenoid hem infeksiyonlara hemde büyüklüklerine bağlı olarak bazı sorunlara yol açabilirler. Adenoid daha çokçocukluk çağının problemi olmasına rağmen tonsil hem çocuklarda hem de erişkinlerde hastalık yapabilmektedir. Sık geçirilen infeksiyonlar, hem hastanın günlük yaşamını etkiler, hemde sık sık ilaç kullanımına neden olur. Ancak geçirilen infeksiyonların (iltihapların) en önemli sonuçları, kalp kapakçıkları, eklem ve böbreklerin risk altında olmasıdır.</p>
<p>İnfeksiyonları dışında tonsil ve adenoidin büyüklükleri de önemli sonuçlara yol açar. Tonsillerin büyük olması; yutma, beslenme ve konuşma sorunları yapar.Ayrıca tonsil üzerinde biriken yiyecek ve doku artıkları ağız kokusu ve hijyen bozukluğuna neden olur. Adenoid dokusunun büyük olması herşeyden önce burun tıkanıklığına yol açar. Bu hastalarda ağzı açık uyuma ve horlamaya neden olur. Burun, solunan havanın ısısını ve nemini ayarlar ve bazı zararlı partikülleri tutar. Bu nedenle ağız solunumu yapan hastalarda bazı solunum yolu problemlerine yol açar. Geniz eti ayrıca şu problemleri oluşturur:</p>
<p>-Orta kulakta havalanma bozukluğu ve buna bağlı kulak zorunda çökme, işitme kaybı ve iletişim bozukluğu. İşitme kaybı bazen anne-babanın farkedemeyeceği seviyede olur ancak sıklıkla da hastayı doktora götüren ilk sebeptir.<br />
-Çene ve yüz kemiklerinde gelişim bozukluğu<br />
-Geniz akıntısı nedeniyle boğaz iltihabı (farenjit), öksürük ve alt solunum yolu problemleri<br />
-Baş ağrısı<br />
-Sinüzit<br />
-Oluşan yüz ifadesi nedeniyle ‘geri zekalı’ görüntüsü</p>
<p>Nasıl Tedavi Edilir: Bademcik ve geniz etinin akut iltihaplarında tedavi genellikle ilaçlardır. İlaç olarak en sık antibiyotikler, ağrı kesiciler ve eğer alerjik faktörlerde düşünülüyorsa antihistaminiklerdir. Ciddi problemlere yol açmayan ve sık infeksiyona yol açmayan bademcik ve geniz eti ilaçlarla tedavi edilmesine rağmen, bazen bademcik ve geniz etinin alınması gerekir.</p>
<p>Hangi Durumlarda Alınmalıdır: Tonsil ve adenoidin alınmasına karar vermek, bazen kolaysa da bazen hastayı belli bir süre takip etmeyi gerektirir. Ameliyata karar verilmesine neden olan durumlar şunlardır:</p>
<p>-Sık sık infeksiyon geçirilmesi: Genelde kabul edilen durum, birbirini takip eden yıllarda, senede 3 veya daha infeksiyon geçirilmesidir.<br />
-Tonsillerde infeksiyon olmasada yutmayı zorlaştıracak kadar büyümesi<br />
-Tonsil dokusunun tek taraflı büyümesi (lenfoma veya başka habis hastalıkların belirtisi olabileceğinden)<br />
-Tonsil üzerinde ağız kokusuna neden olabilecek şekilde sık sık birikim olması<br />
-Adenoid dokusunun nefes almayı bozacak kadar büyümesi<br />
-Orta kulak iltihabı (otitis media) ve işitme kaybına neden olması<br />
-Sık sık sinüzit ve alt solunum yolu problemlerine neden olması</p>
<p>Ameliyat Hangi Yaşta Yapılmalıdır: Ameliyat için kesin bir yaş yoktur. Hastaya verdiği zarar göre karar verilir. Sık kabul edilen durum tonsil ameliyatı için hastanın 3 yaşını doldurmasıdır. Adenoid alınması ise 1 yaşında dahi yapılabilir. Birçok kez çocuk büyüsün diye beklemek hastaya zararlı olabilmekte ve tedavi başarısını düşürmektedir.</p>
<p>Bademcik ve Geniz Eti Ameliyatı Nasıl Yapılır: Tonsil için bazen lokal anestezi yapılmasına rağmen adenoid dokusunun alınması genel anesteziyi gerektirir. Tonsil’in alınması uygun kesi ile etrafındaki kapsül ile birlikte çıkarılması şeklinde olur. Adenoid ameliyatı ise büyümüş dokunun kazınması şeklindedir. Ameliyat süresi genellikle kısadır ve 30-60 dk arasında değişir. Ameliyat sonrası genellikle hastanede yatmak gerekmez. Bazen özellikle kanama riski açısından 1 gece hastanede kalınması gerekebilir.</p>
<p>Ameliyatın Riski ve Komplikasyonları Nelerdir: Her ameliyat gibi bademcik ve geniz eti ameliyatlarının da risk ve komplikasyonları olabilmektedir. Lokal veya genel anestezi her zaman için bazı riskler taşır. Ancak anestezi teknik ve ilaçlarındaki gelişmeler her geçen gün bu riski azaltmaktadır. Bunun dışında en sık görülen komplikasyon kanamadır. Bazen ciddi boyutlara ulaşabilmesine rağmen, dikkatli ve titiz bir çalışma ve hastanın uygun takibi ile bu problem nadir görülmektedir.Özellikle erişkin hastalarda olmak üzere ağrı hastayı en çok rahatsız eden durumdur. Ameliyat sonrası farenjit oluştuğuna dair inanış vardır. Bu yanlış bir düşüncedir. Hastalar bademcik alındıktan sonra hiç boğaz ağrısı olmayacağı beklentisine girerlerse yanılabilirler. Mevcut farenjitin bademciklerin alınmasıyla bir ilgisi yoktur. Hatta bazen infeksiyonlu tonsiller farenjiti arttırırlar.</p>
<p>Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir: En çok uyulması gereken kurallar beslenme ile ilgilidir. Özellikle ilk 3 günde kanama olasılığı daha çok olduğu için soğuk ve sıvı gıdalar seçilmelidir. Bu nedenle soğuk süt, çorba, meyve suyu, muhallebi, dondurma gibi besinler idealdir. Amaliyatın ilk gününde koyu renkli kan kusulması normaldir ve yutulan ameliyat sırasında yutulan kanla ilgilidir. Ancak sürekli kırmızı renkli yeni kan gelmesi hemen doktorunuza başvurmayı gerektirir. 4.günden itibaren yavaş yavaş normal gıdaya geçilir. Hastanın ağrı nedeniyle birşey yemek istememesi ağrının devamına neden olur. Mutlaka bol miktarda sıvı alınmalıdır. Ameliyattan sonra hafif ateş olması beklenen bir durumdur. Yeterli sıvı alınması ve ateş düşürücü ilaçlarla genellikle normale döner. Bazen hastalar ameliyattan birkaç gün sonra doktora başvurarak bademcik bölgesinde iltihap geliştiğinden yakınırlar. Bu genellikle bademcikler alındıktan sonra o bölgede beyaz bir örtü oluşturan iyileşme dokusunun hastayı yanıltmasıdır.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bademcik-ve-geniz-eti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gastrit</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/gastrit.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/gastrit.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dahiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Gastrit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[
Gastrit
Midenin iç çeperlerini kaplayan mukozanın yangılanması. Çeşitli etkenlerle meydana gelebilir. Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1 — Hastalık mikropları; bu mikroplar yutma yoluyla ya da kan dolaşımı yoluyla gelerek mide içi mukozasına yerleşirler. Piyore olmuş bir dişten yayılan mikroplardan biri mideye giderek gastrit yapabilir. Ateşli bir hastalık (septisemi, tifo, paratifo vb.) sırasında kanla birlikte damarlarda dolaşan mikroplardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Gastrit</strong></span></span></p>
<p>Midenin iç çeperlerini kaplayan mukozanın yangılanması. Çeşitli etkenlerle meydana gelebilir. Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir:</p>
<p>1 — Hastalık mikropları; bu mikroplar yutma yoluyla ya da kan dolaşımı yoluyla gelerek mide içi mukozasına yerleşirler. Piyore olmuş bir dişten yayılan mikroplardan biri mideye giderek gastrit yapabilir. Ateşli bir hastalık (septisemi, tifo, paratifo vb.) sırasında kanla birlikte damarlarda dolaşan mikroplardan biri ya da yerel bir mikroplanma noktasından (çürük diş, sinüzit, apandisit vb…) yayılan bir mikrop da gastrite yol açabilir.<span id="more-1554"></span></p>
<p>2 —Dış kaynaklı fiziksel kimyasal etkenler; bunların başında mide mukozasını azdıracak nitelikte besinler gelir. Baharatı fazla, çok yağlı, fazla soğuk, fazla sıcak yiyecekler, yeteri kadar çiğnenmemiş besinler bu etkiyi gösterirler. Et ve balık gibi çabuk bozulabilen, mantar gibi zehirleyebilen besinler de gastrit yapabilir.</p>
<p>Çok sigara içme, fazla alkol alma, midenin dayanamayacağı ilaçları (sodyum salisilat, sülfamitler, atofan vb.) ağız yoluyla alma da fiziksel kimyasal etkenlerin bir kısmını meydana getirir. Alkaliler, kuvvetli asitler, süblime gibi zehirlerin ağız yoluyla alınması ise yalnız gastrit yapmakla kalmaz, aynı zamanda yutak, onikiparmak bağırsağı ve bağırsaklarda da zarar meydana getirir.</p>
<p>3 —Vücut içinde oluşan zehirli maddeler. Çeşitli hastalıklar vücutta birtakım zehirleyici maddeler meydana getirir. Bunlar mide ve bağırsak mukozası tarafından zararsız duruma getirilir. Ancak, bu mukozalar bu işlem sırasında hırpalanıp yangılanabilirler. Süreğen gastritler böyle başlar. Genellikle üremi, damla, şeker, Basedow hastalığı kansızlık, karaciğer hastalıkları (karaciğer .veremi) gibi hastalıklar bu yolla gastrit yaparlar. Derin ve yaygın yanıklarda yanan dokudaki hücre proteinleri çözülmeye uğrar. Bunların meydana getirdiği zehirleyici maddeler mide ve onikiparmak bağırsağı mukozası yoluyla atıldığı için yine hırpalanma sonucu gastrit olabilir.</p>
<p>4— Alerjik etkenler; mide ve bağırsak mukozası bazı besinlere (çilek, deniz ürünleri vb…) ya da ilaçlara karşı alerjik olabilir. Bu besinlerin yenmesi, ya da ilaçların ağız yoluyla alınması gastrit yapabilir.</p>
<p>5 —Dolaşım “bozukluğu; kalbin görevini çok az yapabildiği kalp hastalıklarında mide çeperlerinin ince kan damarlarında süreğen bir kan birikimi görülür. Bu birikim mide mukozasının yangılanmasına yol açabilir. Karaciğer sirozu da aynı sonucu verebilir.</p>
<p>Gastriti meydana getiren neden, yukarda sayılanlardan hangisi olursa olsun, mide mukozasıyla birlikte sindirim aygıtının mideye en yakın parçası olan onikiparmak bağırsağı mukozasını da etkiler. Bundan ötürü, gastrit olan bir kimsede hemen her zaman düodenit (onikiparmak bağırsağı yangılanması) de olur. Bu iki hastalığın bir arada olması durumuna gastrodüodenit denilir.</p>
<p>Gerek gastrit gensk gastrodüodenit ivegen, yarıivegen ve süreğen olabilir. İvegen gastritler (ve düodenitler) şu belirtileri gösterir: Genel bir rahatsızlık, iştahsızlık, dilde yapışkanlık, kuruluk ve pas, ağızda acılık, nefes kokması, dudaklarda, ağızda ve boğazda kuruluk, sürekli ve çoğu zaman şiddetli susama, salya akması, geğirme, sık hıçkırık, mide bulanması, kusma ve kusma isteği, vücutta ağırlık, gövdenin orta ve yukarı kesiminde mideye rastlayan yerde, özellikle yemekten sonra şiddetlenen ve ağrıya dönüşen bir gerilim.</p>
<p>Bazı durumlarda bağırsak yangılanması da olur ve ishal görülebilir. Karın genellikle midede ve bağırsakta gaz birikmesi sonucu şişkindir. Dudaklarda küçük ve içi seröz madde dolu kesecikler oluşur.</p>
<p>Genel olarak hasta durgundur. Çoğu zaman bunun yanı sıra ruhsal çökkünlük de görülür. Sık sık baş ağrır. Ateş yoktur. Kusmukta yeteri kadar sindirilmemiş, asit kokulu besin var dır. Öd varsa hasta hem mide asidinin hem de ödün tadım ağzında duyar.</p>
<p>İvegen gastritin başlaması ve bitmesi birkaç gün içinde gerçekleşir. Tedavi yatak istirahatine ve 24-43 saat hiç bir şey yememeye dayanır. Bu sürenin sonunda hafif çay, portakal suyu, pirinç ve irmik suyu, patates püresi, birkaç gün sonra galsta, gevrek verilebilir. Çok şiddetli ağrılara karşı laudanum veya tentür do belladon damlası ya da bu ikisinin karışımı verilir. Kusmanın arkası kesilmezse ağıza buz parçacıkları ve kaşık kaşık kloroformlu su verilir. Mide doluysa yağlı bir müshil verilir (erginlerde 25-30 gr. hintyağı). Normal beslenmeye yavaş yavaş dönülür.</p>
<p>Yarı ivegen ve süreğen gastrit Hipertrofik ya da atrofik olabilir. Hipertrofik durumda mide mukozası kızarmıştır, üzeri yoğun bir mukusla yani sümüksü madde ile kaplanmıştır; bazen ödemler kıvrımlar, çıkıntılar, yüzeyde hafif kanlı aşınmış noktalar görülür. Atrofik türde mide mukozası ince, soluk renkte, kaygandır; kıvrımları, çıkıntıları yoktur.</p>
<p>Atrofik gastrit genellikle hipertrofik gastritin son aşaması olarak ortaya çıkar. Aynı midenin bir kesiminde hipertrofik bir kesiminde ise atrofik gastrit görülebilir. Atrofik gastritte onikiparmak bağırsağında az çok kan toplanmış, bağırsak kızarmıştır. Yüzey dalgalıdır; belirli kıvrımlar vardır; yine yüzeyde kanlı aşınmış noktalar bulunur.</p>
<p>Süreğen gastritte klinik görünüş çok çeşitli olabilir. Genellikle iştah yoktur. Ağızda, özellikle sabahları uykudan kalkarken acılık vardır. Yiyeceğe mide bulantısı duyulur. Çoğu zaman kusma görülür. İçki içenler, genellikle sabahın ilk saatlerinde kusarlar. Hasta aldığı az besini bile uzun zamanda, zahmetle, geğirmelerle, ağzına asit gelmesiyle mideden yutağa gelen yanmalarla sindirir. Bu zahmetli sindirim saatlerinde huzursuz, uykulu, başağrılıdır. Midede ağırlık duyar. Çoğu zaman içten bir ağrı, hatta kramp da duyduğu olur. Bütün bu belirtiler gitgide hastayı tüm etkisi altına alır.</p>
<p>Ruhsal durum da olumsuz bir yöne sapar; me lankoli ve nevrasteni belirtileri görülür. Bu özgün belirtilerin yanında dil kuruması, dilin beyaz ve paslı olması, nefes kokması, derinin kuru ve solgun ya da toprak rengi olması, genel beslenme koşullarının ve kan durumunun gittikçe kötüye giderek zayıflama ve kansızlığa yel açması gibi nesnel belirtiler vardır. Hasta genellikle kabızdır. Ancak, bazı durumlarda yemekten sonra ishal görülebilir.</p>
<p>Mikroskop muayenesinde dışkıda sindirilmemiş besin bulunur; koyu renk kan izlerine de rastlanabilir. Yıllarca süren süreğen gastritte hafifleme dönemleriyle ağırlaşma dönemleri birbirini izler. Nedeni (uygunsuz beslenme, çok yağlı, çok acı yeme, fazla içki içme, fazla sigara içme, çürük diş, piyore, kalp hastalığı, karaciğer yangısı, üremi, pernisiyöz anemi vb.) iyice anlaşılmışsa, en iyi tedavi bu nedeni ortadan kaldırmaktır. Tabii bu ancak sözkonusu nedenin ortadan kaldırılabilir nitelikte (be, sin çeşidi, sigara, alkol, çürük diş vb.) olması halinde gerçekleşebilir. Her çeşit kızartma, yağlı yiyecekler, baharat, isli balık ve etler, fazla mayalandırılmış peynirler, alkollü içkiler kesinlikle yasaklanmalıdır.</p>
<p>En çok tavsiye edilecek besinler sebze ve et suyu, karbonhidratlar (makarna, irmik, pirinç, patates), sebze ezmeleri, sütlü besinler, mayalanmamış peynirler, yağsız et ve balıklar, şeker, pişirilmiş meyveler vb. dir. Verilecek en iyi ilaç hastanın zevkine uygun bir yemek listesidir. Bu yemekler hastanın kapalı iştahını açacak, fakat gastriti azdırmayacaktır. Mide asidinin fazla olduğu gastritlerde alkali maden suları, asidin az olduğu çeşitlerde klorürlü maden suları vermek gerekir.</p>
<p>Yemek yemeden önce iştahı açmak için acı maddeler (kargabüken, ravent, centinyana vb.’ den hazırlanmış ilaçlar); yemekten sonraki ağrılara karşı esası belladon olan uyuşturucular, asitliliği fazla durumlarda sodyum bikarbonat, kalsiyum karbonat veya magnezyum gibi alkaliler, alüminyum hidrosilikat gibi absorbanlar, asitliliği az durumlarda pepsin ve pankreatin karıştırılmış kloridrik asit verilir.</p>
<p>Fizik tedavisi olarak ağrılı ve spazmlı gastritlerde sıcak su kesesi kullanılabilir. Asitliliğin çok, ağrının fazla olduğu durumlarda diyatermiye başvurulabilir. Hastaya yemeklerini çok iyi çiğnemeden yutmamasını, dişleri eksikse protez yaptırmasını öğütlemek gerekir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/gastrit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikolojik cilk hastalıkları</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/psikolojik-cilk-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/psikolojik-cilk-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:43:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik cilk hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[
Psikolojik cilk hastalıkları
Dermatolojik yani başka bir deyişle cilt hastalıklarının bir çoğunda psikolojik faktörler rol oynamaktadır. Psikokütan dermatozlardaysa psikolojik rahatsızlık ön plandadır ve bu hastalığın bir göstergesi olarak ciltte lezyonlar oluşmaktadır. Gerçekte psikokütan dermatozların kesin bir sınıflaması yoksada burda
1.Artefakt dermatiti
2.Nörotik ekskoriasyonlardan bahsetmek istiyorum:
Artefakt dermatiti
Esasında primer olarak bir psikiyatrik rahatsızlık olmakla beraber kişinin derisindeki problemler sebebiyle dermatologların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Psikolojik cilk hastalıkları</p>
<p>Dermatolojik yani başka bir deyişle cilt hastalıklarının bir çoğunda psikolojik faktörler rol oynamaktadır. Psikokütan dermatozlardaysa psikolojik rahatsızlık ön plandadır ve bu hastalığın bir göstergesi olarak ciltte lezyonlar oluşmaktadır. Gerçekte psikokütan dermatozların kesin bir sınıflaması yoksada burda<span id="more-1552"></span></p>
<p>1.Artefakt dermatiti</p>
<p>2.Nörotik ekskoriasyonlardan bahsetmek istiyorum:</p>
<p>Artefakt dermatiti</p>
<p>Esasında primer olarak bir psikiyatrik rahatsızlık olmakla beraber kişinin derisindeki problemler sebebiyle dermatologların teşhis koyduğu bir hastalıktır. Tanı koymak bazen zor olmakla beraber lezyonlar çoğu hastada tipik tanı koydurucuda olabilir.</p>
<p>Hipokrat zamanından beri rastlanılmaktadır. Hastanın kendi derisinde kesme,delme,yolma,sıkıştırma,çimdikleme,vurma,enje ksiyon ve benzeri eylemlerle bilinçli veya bilinçsiz olarak yaptığı yıkımlar sonucu aniden ortaya çıkan lezyonlar vardır. Dediğim gibi bir psikiyatrik problem olan hastalıkta bu lezyonların oluşturulması sırasında acıya nasıl dayandıkları bazen hayret uyandırır.</p>
<p>Artefakt dermatitinde ciltteki bulguları yani lezyonlar düzensiz ve dağınık olup, ellerin özellikle de sağ elin uzanabileceği alanlardadır. Bayanlarda genellikle yüz,el ve kollarda yerleşir.</p>
<p>Artefakt dermatitinde belirtiler, yıkım için kullanılan malzemelerin niteliğine bağlı olarak değişmektedir: Hasta lezyonları oluşturmak için jilet,bıçak,cam parçaları yada kendi tırnaklarını kullanarak kesikler,yarıklar oluşturabilir.Lezyon şekilleri hiç bir deri rahatsızlığına benzemeyen türden köşeli,düzensiz yada geometrik biçimli olabilir. Çoğunluklada lezyon boyutları 1 cm den büyüktür bazen tüm karın yada kolun tamamında olabilir. Bunlardan başka hasta lezyonları oluşturmak için asit yada alkali ajanlar,fenol,gümüş nitrat gibi maddelerde kullanabilir yada vücudunda sigara söndürerek lezyon oluşturabilir.Bu durumlarda yerçekimine bağlı olarak sıvı maddelerin akması yada etraftaki deriye bulaşmasıyla çizgisel yada yılanvari lezyonlar göze çarpabilir. Buraya kadar yazdığım durumlarda tanı koymak genellikle zor değildir iyi bir muayeneyle tanı konulabilmektedir.</p>
<p>Bunun dışında deri altına alkali,nişasta,silikon,yağ,gaita,tükürük,idrar,mür ekkep enjekte edenler,göz kapaklarına hava enjekte edip ödem oluşturanlar, allerjik hastalığı olup özellikle bu allerjenlere kendini maruz bırakıp hastalığının alevlenmesine sebep olanlarda vardır.Bu hasta grubunda lezyonlar başka deri hastalıklarını taklit edeceğinden tanılarıda zordur.</p>
<p>Artefakt dermatiti kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Her yaşta görülebilmekle birlikte ergenlik ve genç erişkinlikte daha sıktır. Hastalar çoğunlukla içe dönük,emosyonel yönden olgunlaşmamış ve bencil yapılı kişilerdir bazen anoreksi ve de alkol bağımlılık problemleri de olabilir. Hastalık ergenlik döneminde ebeveynlerle iletişim bozukluğu, kıskançlık ,fiziksel yada cinsel travmalar sonrası yada ani gelişen strese karşı geçici bir uyum bozukluğu sonucu başlayabilir.</p>
<p>Hastaların genellikle yüzeyselde olsa tıbbi bilgileri vardır.Kendisi veya çok yakın bir aile üyesi sağlık sektöründe çalışan hasta sayısı oldukça fazladır.Tüm bunlar hastaların lezyonları daha profesyonelce taklit ederek gerçek deri hastalıklarına benzetmelerini sağlamaktadır.</p>
<p>Bu gruptaki hastalar lezyonlarının aniden çıktığını söyler ve çok ayrıntılı hastalık öyküsü verirler.Bazende lezyonların gelişiminden hiç haberdar olmadıklarını belirtebilirler.</p>
<p>Tanıyı koymada bazen çok zorluk çekilebilinir.Hastalar lezyonları kendilerinin yaptığını inkar ederler hatta bazı olgularda tanı konulup bunun psikiyatrik bir problemden kaynaklandığı ve de psikiyatri konsültasyonu istendiğinde hastada dermatoloğa karşı düşmanca tavırlar gelişebilir. Bu hastalar oldukça zeki olabilirler ve bazen bu tür lezyonları kendi ailesinden intikam almak,üzerlerine ilgi çekmek içinde yapabilmektedirler.Dikkatli hareket edilmesi gereken bir hasta grubudur.Hatta kendisinin hastalığını ortaya çıkaran bir hocamıza silahlı saldırıda bulunan bir hastamız bu hastalıkta ne kadar dikkatli davranılması gerektiğine çok güzel bir örnektir.</p>
<p>Bu grup hastaların askerlikten kaçmak,sigortadan para almak,işten kaçmak gibi kendilerine çıkar sağlama amacıyla (malingering) vücutlarında yaralar oluşturan kişilerden ayırdedilmesi gerekir. Çünkü bu gruptakiler gerçekten hastadırlar bazen küçük kazançları olsada bunlar ilgi,sevgi..gibi kazançlardır…</p>
<p>Uzm.Dr. Hülya GÜÇLÜER</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/psikolojik-cilk-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cilt Lekeleri</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/cilt-lekeleri.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/cilt-lekeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:38:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Lekeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[
Cilt Lekeleri
Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş leke görüntüleri oluşturur. Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi sebepler, ciltte lekelerin oluşmasına neden olmaktadır.
Bitkisel ürünlerle lekeler, çeşitli yöntemlerle bir süre içersinde kalıcı sonuçlara ulaşıyor. Aynı zamanda bu bitkisel ürünler uygulanırken- ciltte herhangi bir tahriş veya kızarıklık yapmaması avantajdır. 3 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Cilt Lekeleri</strong></span></span></p>
<p>Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş leke görüntüleri oluşturur. Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi sebepler, ciltte lekelerin oluşmasına neden olmaktadır.<span id="more-1550"></span></p>
<p>Bitkisel ürünlerle lekeler, çeşitli yöntemlerle bir süre içersinde kalıcı sonuçlara ulaşıyor. Aynı zamanda bu bitkisel ürünler uygulanırken- ciltte herhangi bir tahriş veya kızarıklık yapmaması avantajdır. 3 ay düzenli uygulanan bitkisel peelinglerle, ciltte yeniden yapılanma ve lekelerin büyük ölçüde açıldığı gözlemlenir.</p>
<p>Kimi lekeler, sivilce izleri ve benzeri tarzıaki sorunların halledilmesi için, üst derinin bir tabaka temizlenmesi zorunludur. Peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemini bitkilerle uygularken, kesinlikle cilde aşırı bir uygulama yapılmamalıdır. Cilt yapısına uygun bitkisel kürlerle bu işlem uygulanmalıdır.</p>
<p>Yağlı Ciltler İçin</p>
<p>Öncelikle cilt, bitkisel bir temizleme jeli ile temizlenmeli, arkasından ince bir tabaka kayısı yağı sürülmelidir. Birer avuç kekik, papatya, limon ve biberiye bitkileri, 1/2 lt. gülsuyunda, bir taşım kaynatılarak süzülür. Daha sonra 2 avuç yeşil kilin içerisine, süzülen bitki ekstresi ile katı bir bulamaç ile oluşturulur. Bir kahve kaşığı adaçayı esansı ilave edilir. Hazırlanan bu karışım ile 4 hafta, haftada bir olmak üzere uygulanır. Bu uygulama sonrasında bitkisel tonik ve nemlendiricisi sürülmelidir.</p>
<p>Kuru Ciltler İçin</p>
<p>Cilt yapısına uygun bir temizleme sütü ile cilt temizlenmelidir. Arkasından göz altı hariç tüm cilde- avokado veya jojoba yağı sürülüp emilimi beklenmelidir. Birer avuç at kuyruğu, mücver çiçeği, bir parça avakado meyvesi, papatya ve hatmi bitkileri 1/2 lt. gülsuyunda bir taşım kaynatılarak süzülür. Hazırlanan bitki ekstresi, 2 avuç toz yosun veya soya unu ile bulamaç yapılarak, içerisine bir tatlı kaşığı arı sütü ilave edilmelidir. Haftada bir gün olmak üzere 4 hafta boyunca bu maske uygulaması yapılmalı, daha sonra bitkisel bir onarıcı ürün sürülmelidir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/cilt-lekeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bruksizm (Diş Gıcırdatma)</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/bruksizm-dis-gicirdatma.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/bruksizm-dis-gicirdatma.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bruksizm (Diş Gıcırdatma)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[
Bruksizm (Diş Gıcırdatma)
Bruksizm, uyku sırasında dişleri sıkmak, gıcırdatmak ve çeneyi kenetlemektir. Bu normal olmayan bir durumdur ve oldukça rahatsız edici bir ses ortaya çıkar. Uyku sırasındaki diş gıcırdatma o kadar sesli olur ki, kişi uyanıkken aynı sesi çıkaramaz. Çağımızın hastalığı olan stresin, diş gıcırdatmanın en önemli nedeni olduğu düşünülmektedir.
Diş gıcırdatmanın şiddeti ve sıklığı, dişlerimize zarar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p align="center"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #800000;"><strong>Bruksizm (Diş Gıcırdatma)</strong></span></span></p>
<p>Bruksizm, uyku sırasında dişleri sıkmak, gıcırdatmak ve çeneyi kenetlemektir. Bu normal olmayan bir durumdur ve oldukça rahatsız edici bir ses ortaya çıkar. Uyku sırasındaki diş gıcırdatma o kadar sesli olur ki, kişi uyanıkken aynı sesi çıkaramaz. Çağımızın hastalığı olan stresin, diş gıcırdatmanın en önemli nedeni olduğu düşünülmektedir.<span id="more-1548"></span></p>
<p>Diş gıcırdatmanın şiddeti ve sıklığı, dişlerimize zarar verecek boyutlara ulaşabilir. Sürekli birbirine sürtünen dişlerin mineleri zarar görür ve dişlerin boyları kısalır. Köklerinde basınçtan dolayı kistik oluşumlar olur. Dişi, çene kemiğine bağlayan bağlarda gevşemeler olur ve bu yüzden dişlerde sallanmalar başlar.</p>
<p>Diş eti dokuları da zarar görür. Dokunulduğunda kanar ve gitgide koyu renkli bir görünüm alırlar. Ayrıca çene eklemindeki kıkırdak dokudaki tahribat yüzünden eklem şikayetleri ortaya çıkar. Eklem şikayetlerini oluşturan sebeplerden biri de sürtünme ile kısalan diş boylarıdır. Diş boylarının kısalması belirgin hale gelince hastanın dış görünümünü de etkiler.</p>
<p>Dişlerini sadece kenetleyen, sürtmeyen kişiler de vardır. Böyle kişilerde ses olayı yoktur fakat yine dişler ve diş dokuları üzerinde oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkar.</p>
<p>Diş gıcırdatma ve diş sıkma işlemi sadece gece değil, stresli durumlara göre gündüz içinde geçerlidir. Kişi, olayı gündüz yapıyorsa gece de mutlaka yapıyordur. Sabah kalkıldığında eklemlerde, çiğneme kaslarında, baş ve boyuna yayılan ağrı, yorgunluk, yutkunma güçlüğü, dişlerde ağrı veya hassasiyet olması bruksizmin etkileridir.</p>
<p>Çözümü, stresi ortadan kaldırmak veya dişleri korumaya almaktır. Dişlerin korunması için; ağza, kişiye özel yapılan, silikon esaslı maddeden yapılmış bir gece plağı takılması tavsiye edilir. Bu koruyucu sayesinde şikayetlerin azaldığı ve tamamen ortadan kalktığı gözlemlenmiştir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/bruksizm-dis-gicirdatma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağız hijyeni nasıl sağlanır ?</title>
		<link>http://www.seslisozler.net/agiz-hijyeni-nasil-saglanir.html</link>
		<comments>http://www.seslisozler.net/agiz-hijyeni-nasil-saglanir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 08:35:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız hijyeni nasıl sağlanır ?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[
İşte ağız hijyenini sağlamak için yapmanız gerekenler..
Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının en önemli sebebi, ağız hijyeninin ihmal edilmesiyle dişler ve dişeti üzerinde biriken bakteri topluluğu, bakteri plağıdır. Dişler, dişetleri, dil ve ağız mukozasında her zaman belirli bir oranda bakteri yaşar. Yeterli bakımın yapılmadığı zamanlarda bu bakterilerin sayıları artar ve hastalık yapıcı özellik kazanır Oysa bakteri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><strong><span style="color: royalblue;">İşte ağız hijyenini sağlamak için yapmanız gerekenler..</span></strong></p>
<p>Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının en önemli sebebi, ağız hijyeninin ihmal edilmesiyle dişler ve dişeti üzerinde biriken bakteri topluluğu, bakteri plağıdır. Dişler, dişetleri, dil ve ağız mukozasında her zaman belirli bir oranda bakteri yaşar. Yeterli bakımın yapılmadığı zamanlarda bu bakterilerin sayıları artar ve hastalık yapıcı özellik kazanır Oysa bakteri plağı basit gereçler ve kolay yöntemlerle kolayca ağızdan uzaklaştırılabilir, diş çürüğü ve dişeti hastalığı önlenebilir.<span id="more-1546"></span></p>
<p>Sema Hastanesi Dt. Mehmet Coşkun, ağız hijyenini sağlamanın en ideal yolunun diş fırçası olduğunu belirterek, “Düzgün saplı, 0,2 mm çaplı 10,3 mm uzunlukta sentetik kıllı, uçları yuvarlatılmış 3 sıra kıl demeti olan ve her demette 80–85 adet kıl olan bir fırça ideale yakındır. Çocuklar için daha ince kıl çapı olan ve daha kısa kıllı fırça tavsiye edilir. Fırça başıyla sapı arasındaki açı ise tüketicinin en rahat kullandığı model olarak tavsiye edilir. Elektrikli diş fırçaları ise özellikle el becerisi zayıf çocuk veya özürlülerde tavsiye edilmekle birlikte herkes kullanabilir. Ama kullanım esnasında normal fırça kullanımındaki basınç yerine sadece diş yüzeyine temas ettirilmelidir” dedi.</p>
<p>Diş fırçası ile dişlerin ara yüzeylerini temizlemenin pek mümkün olamadığını ifade eden Coşkun, diş aralarının diş ipiyle temizlenebildiğini kaydetti. Çoşkun, “Diş ipi iki diş arasına dikey yönde bir hareket ile indirilir. Diş yüzeyine yaslanan ip aşağı yukarı hareket ettirilir. Kesinlikle testere hareketi yapılmamalı ve alışkanlık oluşana kadar sabırlı davranılmalıdır. Ağızda yer alan köprü protezlerin altını temizlemek için ise özel olarak şekillendirilmiş diş ipleri vardır. Bunlar rahatlıkla köprü altlarına yerleştirilebilmekte ve temizlik yapılabilmektedir. Dişler arasında fazlaca boşluk mevcutsa bu bölgelerde kullanılmak üzere dizayn edilmiş küçük ara yüz fırçaları vardır. Ağız kokusunda etkili bazı bakterilerin özellikle dil üzerinde de yerleştiği tespit edildiğinden dişlerin fırçalaması bittikten sonra dil üzeride fırçalanmalıdır. Günümüzde dilin üzerini fırçalamak için de özel dil fırçaları üretilmiştir” diye konuştu.</p>
<p>Dişler fırçalanırken kullanılan diş macunlarının başlıca etkisi kozmetik, profilaktik ve tedavi edici olarak gruplandırılır. Diş macunlarının içerisinde %20–45 kadar aşındırıcı madde bulunur. Bu aşındırıcılar sayesinde besin artıklarının ve bakteri plağının kolay ve kısa zamanda uzaklaştırılması sağlanır. Ayrıca NaF, MFP, NHF, SnF ve KF gibi flour bileşikleri, diş macunlarının içine konarak florürün dişleri güçlendirici ve hassasiyet önleyici etkisinden faydalanılmaya çalışılır. Diş macunlarının içine konan bir diğer madde çeşidi ise triklosan, klorhexidin vb. gibi diş macununa plak önleyici ve çürük önleyici özellik kazandıran maddelerdir. Diş macunu fırçanın üzerine nohut tanesi büyüklüğünden daha fazla konmamalı ve diş fırçası kuru olmalıdır. Diş fırçasının kuru olmasını temin etmek için sabah ayrı akşam ayrı bir fırça kullanılabilir. Diş macunu bittikçe farklı marka bir diş macunu alınarak her macunun özelliğinden faydalanılabilir.</p>
<p>Dt. Mehmet Coşkun, “Diş fırçalama ve diş ipi kullanımına ek olarak günde bir iki defa ağız gargaraları da kullanılabilir. Genel kullanım için üretilen ağız gargaraları plak önleyici ve çürük önleyici olmak üzere iki çeşittir. Hangisinin kullanılması gerektiğine diş hekimi karar vermelidir. Ağız diş sağlığınız sizin elinizdedir. Bunu korumak için günde en az iki defa doğru bir biçimde diş fırçalamalıyız. Bu fırçalamanın biri mutlaka gece yatmadan önce olmalı ve fırçalamadan sonra hiç bir şey yenmemelidir. Fırçalama bütün dişlerin her yüzeyinde 10 dairesel veya süpürme hareketi yapacak şekilde olmalı, diş ipi kullanmalı ve her 6 ayda bir düzenli olarak diş hekimine kontrole gidilmelidir” şeklinde konuştu.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.seslisozler.net/agiz-hijyeni-nasil-saglanir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
